10
May
15

Kanlarımız al,al bayrak olsun

https://www.facebook.com/muammer.sezer6/
https://twitter.com/muammersezer/
http://muammersezeriletisim.blogspot.com.tr/
http://muammersezer1.wordpress.com/

Lütfen Facebook profiline giderek “Hakkımdaki detaylar ve bunun altındaki Sevdigi sözler” alanını arzu edilmiyerek en altta sunulan linklerimizi,özet bilgi notlarını boydan,boya özen ve dikkatle okuyup vicdanınızın sesine kulak vererek oy kullanınız,teşekkür ederiz..
Seni seviyoruz Türkiye,Fenerbahçe gibi canımızsın..

Buket Turkay
Secretaryship Muammer Sezer beyefendinin Melis ve’de Dr.Seda hanımla birlikte “üçlü kararname” ile atadıgı Facebook ve sosyal aglar kasabası şerifesi Fenerbahçe örgüt üyesi.
Fenerbahçe-Kadıköy/istanbul

19.Mayıs Atatürk’ü anma Gençlik ve spor bayramınızı kutlarız..

Mübarek kandilinizi kutlar,dualarınızın kabulünü dileriz.

Sevgi ile yogrulmuş bir askerin hikayesi..

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

KANLARIMIZ
AL,AL BAYRAK
OLSUN

Ey
Mavi göklerin
Beyaz ve kızıl süsü
Kız kardeşimin gelinliği
Şehidimin son örtüsü
Işık ışık, dalga dalga bayrağım
Senin destanını okudum
Senin destanını
Yazacağım…

(Arif Nihat ASYA)

Aklı eren, yurdunu seven, gerçekleri gören kimselerden düşman çıkmaz. ATATÜRK

BEREKET YAĞIYOR

Çocukken altından geçmeye korktuğumuz gökkuşağının renklerine bakıp hayal kuruyordu…

Fotoğrafı Gürbüz Beye verirken yüzüne bakmadım. Elini gördüm sadece. Titriyordu! İki kenarından özenle tuttu. Kutsal bir emanete dokunur gibi hareket ediyordu. Ne büyük elleri vardı. Avucunun ortasındaki nasırlar fotoğrafın altında kaldı. Parmaklarının üzerindeki beyaz tüyler ışık gibi parladı. Sanki bu el, şehit askerin fotoğrafına bir çerçeve, bir sığınak olmuştu. Onu koruyacak, hep o âbide görüntüsüyle saklayacak canlı bir sığınak, canlı bir siper olmuştu. Dudaklarına doğru götürdü. Öptü mü bilmiyorum! Görmedim! Bakamadım…

Kolumdaki saat, tiz sesiyle birkaç kez çaldı. O bana, çocuklarımın babalar günü hediyesiydi. Yıllar önce almışlardı. Harçlıklarını biriktirmiş, tasarruf yapmışlardı. Yanaklarından öperek açmıştım hediye paketini. Saati görünce de şaşırmıştım! Yaşıma pek gitmiyor, spor görünüyordu; ama hiç belli etmeden hemen takmıştım koluma. Yıllardır bana yaşlandığımı hissettirmek için elinden geleni yapıyordu. Zamanlı zamansız ötüp duruyor, yorulmak nedir bilmiyordu. Ona bakarken benim başım dönüyor, o durmuyordu. Bu tik taklar bana, “Zaman geçiyor, vaktini iyi değerlendir Metin!” diyordu. Diyordu demesine de ben ne kadar dinliyordum onu, orası bilinmez!

Birden saatin camında çocuklarımın parmak izlerini gördüğümü sandım! Düşündüm; “Zaman, ne eşsiz bir kaynak. Para gibi toplanamaz. Bir madde gibi depolanamaz. İyi ya da kötü, onu harcamak zorundayız. Tekrar ele geçmeyen ve tüketilen en acımasız zenginlik!” Onun farkına varmamak, koca bir ömrü boş yere tüketmek demek!

Şoförümüz, radyonun sesini biraz daha açtı. Hoparlörden gelen şarkının sözleri, kulağımın içinden yüreğimin derinliklerine aktı;

“Ömrümüzün son demi, sonbaharı artık
Maziye bir bakıver, neler neler bıraktık…”

Gürbüz Bey biraz kestirip, dinlenmişti. Şimdi oldukça dinç görünüyordu. Yaşını hiç göstermiyordu bu yaşlı adam. Aşırı bir kilosu da yoktu ve sağlığına dikkat ettiği belliydi. Ben de sağlığım konusunda elimden geldiğince dikkatli davranırdım. Kendisini incelediğimi fark edince gülümsedi:
–Hayırdır, daldınız!

–Nazar değmesin Gürbüz Bey, çok mutlu ve zinde görünüyorsunuz. Nedir bunun reçetesi?

Kaşlarından birini kaldırıp, diğerini indirdi. Ben de denedim, yapamadım. Yine gülümsedi:

Bunların reçetesi veya sırrı yok! Mutluyum; çünkü yüreğimin sesini duyabiliyorum. Kimseyle kavgalı değilim. Yaptıklarımı başkaları takdir etsin diye değil, istediğim için yapıyorum. Bana mutluluğu, içimdeki huzur veriyor. Halime de şükretmeyi biliyorum. Mutluluk için, vermeyi bilmek lâzım; ama karşılık beklemeden. Çünkü mutluluk, bir alışveriş değildir!

Geçenlerde damadım bir kitap getirdi bana. Okudum, çok etkilendim. O günden beri düşünüyorum. Mutluluk parayla satın alınabilseydi, bütün zenginlerin mutlu olması gerekmez miydi? Ne vereceğini bilmeyenler, sorup dururlar; “Yüzük, kolye, çiçek mi vereceğim?” Elbette ki hayır! “Yüreğindeki armağanları ver; sevgini, neşeni, şefkatini, affediciliğini… Aklındaki armağanları ver; rüyâlarını, fikirlerini, yeteneklerini… Ruhundaki armağanları ver; huzurunu, cesaretini, güzel sözlerini ve tebessümünü…” Bütün bunları verirken sana, “İyi insan!” demelerini de bekleme. İçinden geldiği, vermeyi istediğin için ver.

Kendimize acımayı bırakalım. Çünkü hiç bir şey için geç değildir. Mutluluk için niye gecikmiş olalım? Her neredeysek, orada ve o dakikada yeniden başlayalım.
Bir şeye çabuk ulaşınca, değeri az olur. En azından biz öyle olduğunu düşünürüz! Bu yüzden melekler mutluluğu saklamaya karar vermişler. Öneriler gelmiş. “En yüksek dağın tepesine, yerin yedi kat dibine ya da okyanusun en derinlerine mi koysak?” demişler. İçlerinden biri, gülümsemiş; “İnsanlar, dağları, okyanusları, yerin yedi kat dibini keşfedecek akla sahip. Her nedense bu zekâyı, kendilerini keşfetmek, tanımak için kullanmıyorlar. Mutluluğu onların yüreklerine gömelim, nasıl olsa oraya bakmayı akıl etmeyeceklerdir.”

Sevgi, ne sonsuz dağların zirvelerindedir,
Ne de gizlenmiştir denizin maviliklerine,
Gökyüzünde bir yerlerde de bulunmaz sevgi,
Sevgi bize en yakın yerdedir, yüreğimizde…

Öyle güzel anlatıyordu ki, ağzımız açık, dinliyorduk. Hırkasının yakalarını düzeltip devam etti:

–Her şeyden önce, öyle olur olmaz şeyleri büyütmem. Kendimi her şeye üzmem. Düzenli bir uyku alışkanlığım vardır. Güne mümkün olduğunca erken başlarım. Böylece kendimi zamandan kazanmış hissederim. Abur cuburdan hoşlanmam. Yediklerime dikkat eder, aşırıya kaçmam. Çay ve kahveyi severim; ama çok içmem çünkü böbrekleri yorar. Ben daha çok su içerim. Bir yaştan sonra insan; una, tuza, şekere, yağa dikkat etmeli. Eti hiç aramam, sebze gibisi var mı? Hazır yiyecekleri de sevmem. Tıka basa yiyip, tok kalkmam sofradan. Öğün atlamam, akşamları da hafif şeyler tercih ederim. “Can boğazdan gelir!” deyip, saldırmamalı yemeğe. Sigara ve içkiyi de zamanında içtim; ama nicedir koymuyorum ağzıma.
Düşünmeden konuşmak, nişan almadan ateş etmeye benzer. R. DİGEST

Kolay mı hiç? Yokuş çıkamaz, merdiven tırmanamaz olmuştum. İki adım yürüsem nefes nefese kalırdım. Sabahları uyandığımda ağzımda zehir gibi bir tat bulurdum. Baktım ki olmuyor, iyiden iyiye etkiliyor hayatımı, bir gün yırtıp attım sigara paketini. Günde içtiği iki paket sigara yüzünden ayağı kesilen arkadaşımı görmem de etkili olmuştur belki! O gün bu gündür rahatım yerinde. Delikanlı gibi hissediyorum. Yazık olmuş heba bunca yılıma. Hem parama hem de sağlığıma acımamışım. Şimdi utanmasam, mahalledeki gençlerle top peşinde koşacağım.

Delikanlı atıldı: “Gürbüz Amca, tam sana göre bir fıkram var, anlatayım mı?” dedi. Yaşlı adam başıyla onaylayınca anlattı:

–Adamın biri doktora gitmiş. “Acaba bir yirmi yıl daha yaşar mıyım?” demiş. Doktor: “İçki, sigara içer misin? Çapkınlık yapar mısın?” diye sormuş. Adam da; “Asla!” diye cevap verince, doktor kaşlarını sizin gibi çatmış ve adama kötü kötü bakmış: “Öyleyse ne diye yirmi yıl daha yaşamak istiyorsun be adam?”

Bizim ihtiyar, Mustafa’nın şaka yaptığını biliyordu. Gülümsedi. Uzanıp onun yanaklarını sıktı. Sonra yine yaslandı arkasına.

Yol kısalıyordu artık. Ömürlerimiz gibi tüketiyorduk onu da. Beyaz, sarı, mavi, siyah, kırmızı, yeşil arabalar geçiyor, içlerinde insanlar oturuyordu. Hayalleri, umutları olan insanlar. Dertli, mutlu insanlar. Hepsinin de ayrı ayrı hikâyeleri vardı. Kiminin ağladığına kimi gülüyor, kimi, iş arıyor, bulamıyor kimi de buluyor, beğenmiyordu! Kimi, para, pul, şan, şöhret peşindeydi! Ki mi de sadece ekmek! Kimi hazırdan yiyordu, kimi de hazıra dağ dayanır mı diyordu! Hayat bir tuhaftı. Birbirimize özeniyorduk; ama herkes sonuçta yine kendisi olmak istiyordu. Herhalde kendimizi beğenmesek; hayat, çekilmez bir hapishane olurdu. “Aklı pazara çıkarmışlar, herkes kendisininkini almış!”ya aynı o hesap!

Boynum uyuşup sızlamaya başladı. Biraz ovuşturdum. Biz, şu sandalyede, koltukta oturmayı bir türlü beceremiyorduk. Dik oturmak yerine kaykılıp duruyorduk. Oysa onun da kendine göre bir usulü, adabı vardı. Atalarımız sırt ya da boyun ağrısı çekmeden nasıl saatlerce at üstünde yol alıyorlardı acaba! Dikkatsizce eğilip kalkmaktan ya da ağır bir şey kaldırırken oralı olmamaktan dolayı hem acı çekiyor hem de avuç avuç muayene ücreti ödüyorduk!

Bunca mesafe hızla azalıyordu. Pencereden baktım. Tarlasında çalışan köylüleri gördüm.

Çiselemeye başlayan yağmur otobüsün camlarına vurdu. Belki bir yerden sıçramıştır, diye düşündüm; ama artarak devam etti. Kaptan silecekleri çalıştırdı. Bu gıcırtıyı oldum olası sevmem, huylanırım! Yine öyle oldu. Kulaklarımı ellerimle kapattım. Yağmur arttıkça ses azaldı. Oysa güneş yerli yerindeydi. Batmasına çok vardı daha! Ortada bulut falan da görünmüyordu. Yaz yağmuru ne güzel oluyor. Sanki gökyüzünden beyaz inci taneleri süzülüyordu. Bu inciler, kırları, tepeleri küçük dudaklarıyla minik minik öpüyor, bereket dağıtıyordu. Mustafa’nın omzu, omzuma dokundu:

–Bereket yağıyor Metin Ağabey, rahmet yağıyor.

Delikanlı sanki aklımdan geçenleri okumuştu. Başımı pencereden çevirmeden konuştum:

–Bu yağmurda yürümek, ıslanmak isterdim Mustafa. Topraklarımızı yıkadığı gibi belki, içimizdeki kötülükleri de yıkar, temizlerdi bizi!

–Senin içinde temizlenecek ne kötülük var Metin Ağabey? Eğer temizleyecekse iyilikten, sevgiden nasibini alamamışları temizlesin. Sevgi saygı bilmeyen nice insan var. Onların kirli gönüllerini, lekeli alınlarını temizlesin.

–Bu yağmur olmasa, toprağın altındaki özleri sabırla bulup beslemese, aç kalırdık Mustafa. Bu yağmur olmasa, isli gaz lambalarına muhtaç olurduk. Bu yağmur dolduruyor göllerimizi, barajlarımızı. Bu yağmur sayesinde Üretilen elektrikle ders çalışıyor çocuklarımız. Doktorlar ameliyat yapıyor, işçiler geceyi gündüze katıyor. Elektrik kullanılmayan yer mi var? Yokluğu karanlık demek. Gelecekten uzaklaşmak demek.

Nermin Hanım sırtını koltuğuna yaslamış, yaz yağmurunu seyrediyor, çocukken altından geçmeye korktuğumuz gökkuşağının renklerine bakıp hayâl kuruyordu. Yağmur azalınca bize döndü:

–O bahsettiğiniz gaz lambalarının dans eden ışıklarında çok ders çalıştım Metin Bey. Elektrik bir nimet, bir milli servet. Öğrencilerime hep şöyle öneririm. Elinizdekinin kıymetini bilmek için kendinizi bir süre ondan mahrum edin. Mesela bir gün eve gittiğinizde elektrik yokmuş gibi düşünün. Televizyon seyretmeyin, radyoyu açmayın.

Mustafa belli belirsiz söylendi:

–Maç varsa ne olacak?

Nermin Hanım duymadı bu cümleyi ve devam etti:

–Buzdolabını kullanmayın, lambaları yakmayın. Ne kadar zor değil mi? Ara sıra kesildiğinde bile elimiz ayağımıza dolanıyor. Mum ışığının romantik ortamı kısa sürüyor. Aydınlık istiyor insan, ferahlık istiyor. Bu millî serveti de diğerleri gibi tasarruflu kullanmalıyız. Onca baraj, dişimizden, tırnağımızdan artırdıklarımızla yapılmıyor mu? Alın terimizle kazandığımız helâl paralardan, kuruşu kuruşuna ödediğimiz vergilerden yapılmıyor mu? İş elektrikle de bitmiyor ki! Tasarrufun şekli, adı, yöntemi mi olur?

Haklıydı! Gözlerimin önünde Atatürk’ün Ege Vapuru ile Mersin’e gidişini anlatan hatıra belirdi. Dönüşlerinde Fethiye’de durup, kasabada şenlik yapan halkın eğlencesine katılmışlar. Gemilerden atılan havai fişeklerle halka karşılık vermişler. Kendisine eşlik eden Zafer Torpidosu’nda bulunan Gazi, donanmanın şenliklerini izlerken, yanındakilerden biri gemi komutanına, bir torpil atmasını söylemiş. Komutan da “Hay hay efendim, yalnız bir torpilin değeri elli bir liradır!” diye onu uyarmış. Konuşmaları duyan Mustafa Kemal, “Vazgeçin torpilden. Bu millet o kadar zengin değildir.” demiş ve gemi komutanına dönerek onun tasarruf anlayışını kutlamış, iltifatlarda bulunmuş.

Gemi ve torpil aklımda başka bir manzarayı daha canlandırmıştı. “Kurtuluş Savaşımızda işgalciler, Mondros gereği Deniz Kuvvetlerimize el koymuş, donanmayı Haliç’e hapsetmiş. Bu gemiler arasında geleceğin efsanesi bir muhrip de varmış; Muavenet-i Milliye.

Bugünkü Çanakkale anıtının bulunduğu Morto Koyu’nda mevzilenmiş iki İngiliz zırhlısı açtığı ateşle birliklerimize çok zarar veriyormuş ve onlardan kurtulmak şartmış.

Yüzbaşı Ahmet Saffet Bey komutasındaki Muavenet, 12 Mayıs 1915 akşamı demir almış. Bütün ışıklarını söndürerek, mayınlar arasında kıvrıla kıvrıla, bir hayalet gibi boğazda süzülüp hedefine ulaşmış.

Aynı anda zırhlıları koruyan muhripler Muaveneti fark etmişler. Biri ışıldakla parola sormuş. Her şey üç beş saniyede olup bitecekken Ahmet Saffet Bey, vakit kazanmak için ışıldakçısına, çabuk sen de parola sor demiş. Işıldakçı, İngilizlere parola sorarken üç torpido zırhlılara çoktan hediye edilmiş bile. Yüzyıl gibi süren ölümcül saniyeler geçmiş, dev gibi gemi, 570 mürettebatı ile boğazın soğuk sularına gömülmüş… ”

Hatıralara dalıp gitmişken, yağmurun dindiğini fark edemedim. Şimdi dışarıda, toprak kim bilir ne güzel kokuyordu. Güneş ıslak asfaltı kurutmaya başlamıştı bile. Nermin Hanımın heyecanı ise dinmemişti. Dudaklarını nemlendirip, gözlüğünü düzelttikten sonra daha da yumuşadı sesi:

–Öğretmenliğimin ilk yıllarıydı. Canla başla çalışıyordum. Bir köy okulunda tek öğretmendim. Kış günüydü. Her yer diz boyu kar. Köy halkı yaz aylarında istiflediği odun ve tezeklerden getirirdi okula. Sobanın etrafında soğuktan tebeşiri tutamayan ellerimi ısıtır öyle ders anlatırdım. Yine de şanslıydık. Elektrik vardı. Geceleri radyo dinler, oyalanırdım. Çok sevdiğim bir öğrencimi hatırlarım. Adı Nihan. Biz onu çiçek diye çağırırdık. Çünkü çiçek gibi güzel bir kızdı. Kıpır kıpırdı, hiç yerinde duramazdı. “Okullar okuyacağım, doktor olacağım.” derdi. Derslerine çalışır, ödevlerini aksatmazdı.

Bir sabah gelmedi. Kötü haber çabuk yayılırmış. Elektrik çarpıp yere vurmuş onu. Çok ağırmış. Hemen koştum evine. Simsiyah olmuş küçük ellerini tuttum. Konuşamıyordu. Gözleri; “Kurtarın beni, yaşamak istiyorum!” der gibi bakıyordu. Kurtaramadık. Sonradan öğrendim ki, babası zahmetli işlerden hoşlanmazmış. Bir kablo atıp kaçak elektrik çekmiş. Kuyusu donmasın ister, bütün suyu bununla ısıtırmış. Hayvanlar üşümesin diye ahırına koca karyola bağlar, onu elektrikli soba yaparmış.

Delikanlı üzülerek başını iki yana salladı

–Ne diyeyim, Allah akıl versin ona!

–O sabah Nihan kız, basıvermiş kablolara yanmış, kavrulmuş. Doktor olamadı çiçeğim. Okullar okuyamadı. Ama vaktinden önce kanatlanıp uçtu. Babası onu unutabildi mi, bilmiyorum! Ben unutamadım! Hâlâ ısıtıyor mu kuyunun suyunu, onu da bilmiyorum! Esrar, eroin, silah kaçırmakla, devletten elektrik, su, toprak ya da vergi kaçırmanın ne farkı var. Hepsi de kaçakçılık. Hem suç, hem günah, hem de büyük vicdansızlık.

Gürbüz Bey başını öne doğru uzattı. Sakin bir tavırla tane tane konuştu:

–Hainlik sadece vatanın sırlarını satmakla olmaz! İşte bu da bir çeşit vatan hainliği. Her insanın başına bir polis, bir jandarma mı dikeceksin? İnsan vicdanlı olmalı. O vicdan gösterir bize doğruyu eğriyi. İyi insan, dürüst insan böyle hırsızlıklara kalkışmaz. Sahtekârlığın büyüğü, küçüğü mü olurmuş! Kim hayrını görmüş böyle hırsızlıkların! Dürüst olalım dürüst, adam gibi adam olalım.

Yaşlı adam yine işin özünü söylemişti. Ben de meslekte kaldığım uzun yıllar boyunca çok insan tanımıştım. Görevini iyi ve tam yapanlar hep dürüst olanlardı. Yalan söylemiyor, kendilerini olduklarından farklı göstermiyorlardı. Ceza korkuları ya da çıkar düşünceleri yoktu. Doğru neyse onu yapıyor, başkasının kontrolüne ihtiyaç duymuyorlardı. Ben de zaman zaman kendime kızar, yeni yeni kararlar alırdım. Bir gün benim gibi hatalarından bıkan ve pek çok işte dikiş tutturamayan arkadaşım Ömer Bey de; “Yeni bir hayata başlıyorum, bundan sonra değişeceğim!” diyerek, altını imzaladığı bir kâğıdı uzatmıştı bana. Yazdıklarını uygulayabiliyor mu acaba? Şunları okumuştum:

“Bundan sonra kendime acımayacağım. Şartlar ağır olsa da göğüs gereceğim. Korku ve endişeden uzaklaşacağım. Olayların üstüne sabırla gideceğim. Mücadeleden bıkmayacağım. Başaramazsam mazeret uydurmayacağım. Düşünmeyi öğreneceğim. İçimdeki heyecanı öldürmeyeceğim. Hayatımdaki yanlışları bulacağım. Artık daha başarılı olacağım. Yeteneklerime ve gücüme inanacağım. Eksiklerimi saklamayacağım. Hayata yeniden başlayacağım. Daha disiplinli olacağım. Kendimi yüksekte ya da alçakta görmeyeceğim. Kibir ve gösterişten kaçacağım. Gururumu her zaman kontrol altında tutacağım. Hata yapmaktan korkmayacağım; ama hatalarımdan da mutlaka ders çıkaracağım.”

OYALI MENDİL

Ama bu mendili hiç göremedi Ahmet, hiç koklayamadı…

Nermin Öğretmen bütün sevimliliğini takınarak içtenlikle fısıldadı:

–Mustafa, biz kusursuz değiliz. Doğru olmayan şeyler de yaptık. Herkes yapar. Kiminden ders aldık, kimini de tekrarladık. Sen daha hayatının baharındasın. Hatalarının seni esir almasına izin verme. Asker ocağında sağlıklı ve mutlu bir yaşam için alışkanlıklar edineceksin. Bu alışkanlıkları teskereni aldıktan sonra, sivil hayatın boyunca da uygula.

–Söylemesi kolay öğretmenim. Peki ben nasıl aklımda tutacağım bunları?
–O, daha da kolay delikanlı. Aklında tutmayacaksın ki, uygulayacaksın. İstersen sana kısa bir özet yapayım. Mesela; “Sade, gösterişten uzak bir hayat yaşa. Toplumun hoş görmediği davranışlardan kaçın. Ailene bağlılığı unutma. Sır tutmayı bil. Kimseyi kırma. Sana güvenenleri utandırma. Her işinde düzenli, daima nâzik, güler yüzlü ve hoşgörülü ol. Zamanını boş yere harcama. Maddi ve mânevi değerlerine sahip çık. Çocuklarını, kız ya da erkek olsun, okut. İhtiyacı olanlara gücün yettiğince yardım et. Cumhuriyete, Atatürk ilke ve inkılâplarına, vatanın bölünmez bütünlüğüne ve bayrağa hayatın boyunca sadık ol. Ailene ve çevrene bu konularda her zaman önderlik yap…”

Öğrencime kaç kardeşsiniz diye soruyorum, diyelim ki üç diyor. Kız var mı diyorum, iki de kız var diyor. Onu nüfusa sonradan ekliyor yani. Verdiği değer bu kadar işte!

“Kız çocuklarımızın okutulması, Atatürk’ün Türk milletine talimatı değil midir? Bir derslikte 15 erkek öğrenci varsa, 15 de kız olması gerekmez mi? Düşünsenize 100 bin kızımızı, evlerden, köylerden çıkartıp okullara yönlendirebilsek ne güzel olur. Her birinin ailesinden onar kişi bundan etkilense, Türkiye’de bir milyon insan çağdaşlaşmanın ışığını evine taşımış olmaz mı?

Dayak yemek, başlık parası için zorla evlendirilmek, cahil kalmak konuşulabilir mi o zaman? Türkiye’nin geleceği; kız çocuklarımızın okutulabilmelerinde saklı. Kadının evinde oturup kocasının yollarını beklemesi elbet güzel de nereye kadar! Sadece yemek yapan, bulaşık yıkayan, çocuk büyüten, tarlaya tapana giden kadın devri geçti artık. Mademki hayat müşterek, o zaman anne; ev kadınıdır şeklindeki anlayışı silip atmak lazım. Çalışan kadın da ev kadınıdır. Hem işine hem evine yetişir elinden geldiğince. Sen kapat kadıncağızı eve, uzaklaştır dünyadan sonra da doğuracağı çocuğa iyi eğitim vermesini bekle. Bırak, daha çok öğrensin ki daha çok verebilsin.

Biliyor musunuz bir milyona yakın ilköğretime bile gönderilmemiş kızımız varmış ülkemizde. İşte size en büyük ayıp! Gerçi erkek çocukları için de sorun aynı; ama onların askerlik gibi bir şansları var. Askerlik sayesinde, köylerinden dışarı çıkıp dışarıdaki dünya ile tanışabiliyorlar. Okuma yazmayı kışlada öğrenebiliyorlar. Üstelik askerde kollarına altın bilezik de takılıyor. Yani bir meslek öğreniyorlar. Bu meslek; aşçılık olur, sıhhi tesisatçılık, kaynakçılık, oto elektrikçiliği, boya – badana, karo -fayans, bilgisayar, ciltçilik ya da seracılık olur ama mutlaka bir şey olur. Bir şey öğrenir yani. Öğrendiği her neyse de sivil hayata döndüğünde hem kendine güvenini hem de yaşamdan aldığı payı arttırır.

Kızlar öyle değil ki! Hele hele bazı yörelerimizde bu acıklı bir hikâyeye dönüşmüş durumda. Biraz serpilip büyüdüklerinde hayvanlara bakıyor, annelerinin doğurduğu çocukları büyütüyor, suya gidiyor, yemek yapıyor, 12–13 yaşına geldiklerinde de, evden bir boğaz daha eksilsin diye, üç-beş kuruş başlık parasına evlendiriliyorlar. Bilmiyor ki gariban, nereye gidiyor, ne yapacak, onu kim alıyor, kimin koynuna girecek. Belki de babası, dedesi yaşında adam! İşin en acı yanı da bu değil mi zaten. Anne baba bu olayı çok doğal karşılarken o kız da bunun kaderi olduğuna inanıyor, inandırılmıyor mu?

Ülkemiz nüfusunun yarısını oluşturan kadınlarımızın nitelikli işlerde çalıştıklarını bir düşünün. Eğitim düzeylerinin artması kendilerine güveni de artırmaz mı? Şöyle bir bakın etrafınıza, fizik gücü ile yapılan işler yok denecek kadar az artık. Bizim asıl, fikir gücüne ihtiyacımız var. Erkeğe has bilenen pek çok işi pek ala kadınlar da yapabiliyor. Yeter ki bu fırsat kendilerine verilsin. İş yerlerinde ne bileyim işte, bir emzirme odası, bir kreş ya da bir anaokulu bulunabilsin. Aklı evinde, çoluk çocuğunda kalmasın.

Sen kadına bilgi ve becerisini artırmak için fırsat verme, sonra da bu işler, erkek işi, elinin hamuru ile erkek işine karışma de. Senin saçın uzun aklın kısa de! Oh ne güzel! Kadının söz sahibi olmaya, aile bütçesine bir pay eklemeye hakkı yok mu? Tabi ki var. Üstelik öyle sadece tekstilmiş, gıdaymış, fabrikada işçiymiş de değil, her işin üstesinden gelebilir kadın.

Mustafa pür dikkat dinliyordu. Elimde olmadan gülümsedim:

–Hayrola Öğretmen Hanım! Neler de biliyorsunuz? Yoksa siz de mi askerlik yaptınız?

–Daha önce de söyledim Metin Bey. Bütün bunlar ortak görevlerimiz. Belki ben de bir kadın olduğum için hemcinslerimi koruduğumu düşündünüz. İnanın öyle değil. Hem bu konuyla ya da biraz önce bahsettiğim değerlerimizle, cinsiyetimizin, mesleğimizin ne ilgisi var? İnsanca yaşamanın gereği, hayatın gerçeği bunlar. Bileceğiz ki; aramıza ayrılık tohumları ekmeye çalışanlara Kurtuluş Savaşımızdaki gibi kadın ve erkeğimizle bir olup fırsat vermeyelim. Bileceğiz ki; yıllar yılı birbirleriyle gül gibi geçinip giden insanlarımız, eşitlik ve özgürlük olmadığı masallarıyla kandırılmasın. Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti yasaları önünde zaten herkes eşit ve özgürdür.

Yine haklıydı. Bez parçalarına yazdıkları küfürleri sallayıp, üzerlerindeki sözüm ona tek tip kıyafetlerle cadde ve sokaklarda haykırarak yürüyüş yapan birkaç kendini bilmezi hatırladım. İçlerindeki öfkeyi ellerindeki taş ve sopalarla arabalardan, binalardan ve dükkân vitrinlerinden çıkarır, güvenlik kuvvetlerimize saldırırlardı. Nermin Hanım’ı tekrar duydum:

–Devlet ise vatandaşlarına ayrım yapmadan eşit hizmet vermekle yükümlüdür. Biz de devlete destek olacağız. Birbirimizle yardımlaşacağız. Dayanışmanın temelinde sevgi olduğunu unutmayacağız. Bir elin parmakları bile farklı. Aynı ailenin çocukları bile başka başka düşünüyor, bu normal. Normal olmayan şey, bir noktada buluşamamak! İşte bize bu ortak noktaları arayıp bulmak kalıyor. Bu da ancak sevgi ve saygıyla olur.

Söylediği her cümlenin üzerine basıyor, bir sonraki ile karıştırmıyordu. Belki, “Çerkeş önlerinde gece yarısı yıldızlara bakarak ilerleyen ve cephane ıslanmasın diye çocuğundan esirgediği örtüyü, kağnısına seren analardan biriydi o!” Belki de Hacer kızın annesiydi. Rahmetli babam bir mektup hikâyesi anlatmıştı bana. “Sen de bir Hacer kızla evlen.” demişti. Sesi hâlâ kulağımda. Nasıl unuturum Hacer kızı!

Cepheden bir haber gelmiş köye. Anası okutmuş oğlu Kenan’in “Vurulursam gönderin!” dediği son mektubunu. Selam sabahtan sonra ki dörtlük başka bir yakmış zaten dağlanmış kor yürekleri;

-Söyle Hacer’e o da
Hakkını helâl etsin
Gönülcüğü dilerse
Başka birine gitsin
Ben ermeden murada
Ecel kırdı kolumu
Artık beyhude yere
Beklemesin yolumu!”

Hacer kız, eğilmiş haberi üzüntüyle getiren dedesinin kulağına, fısıldamış cevabını;

“Şehit olmuş benim şanlı yiğidim
Başkasına varmam, beklerim…”

Oysa Hacer, Kenan’ına oyalı mendil işlemişti. Sancağın kenarlarını işler gibi. Gergefinde nakış nakış yüreğini işler gibi. Gül suyuyla yıkamış, nicedir koynunda saklıyordu. Ama, bu mendili hiç göremedi Kenan, hiç koklayamadı. Şimdi Hacer, uyku nedir unutmuş, her gece, uzaklardan, yiğidinin sancağına yeminini duyuyordu. Küçük, masum ve al dudakları, onunla birlikte tekrarlıyordu mısraları:

“Renginin bedeli kanım olsun
Kumaşının bedeli tenim olsun
Parıltısının bedeli canım olsun
Ay yıldızına varlığım feda olsun…”
Batan güneş için ağlamayın, yeniden doğduğunda ne yapacağınıza karar verin. D. CARNEGİE

Gürbüz Bey, pamuk sakalının altındaki çenesini kaşıdı. Şöyle bir arkasına dönüp, gençlere doğru baktı. İki kulağı da küpeli delikanlıyı bir an süzdü. Sonra yine bize döndü ve derin bir iç çekti. Nermin Hanıma gıpta ile bakan buğulu kara gözleri, büyüdü, büyüdü:

–Aferin kızım. Ağzına sağlık. Çok haklısın. Bu güzel öğütleri kalan ömrümde ben de uygulayacağım. “Gençler kendilerini kurtarmak için, frene her zaman vaktinde basma şansları olduğunu düşünürler. Biz yaşlılar ise bunun böyle olmadığını tecrübelerimizden biliyoruz.” Keşke zamanında biraz daha dikkatli olabilsek! Keşke bu aklımızla yeniden geç olabilsek.

Delikanlı tebessüm etti:

–Benim şoförlüğüm iyidir Gürbüz Amca, ayağımı frenden hiç çekmem ben. Traktörümün balatalarını hep kontrol ederim.

–Öyle değil Mustafa oğlum. Bu fren o fren değil! Bazı insanları görüp şaşırıyorum. Kendini bilen var, bilmeyen var. Kimi akıllı mı akıllı! Tertemiz giyiniyor. Dişlerini fırçalıyor. Elini yüzünü yıkıyor. Banyosunu yapıyor. Saçına başına dikkat ediyor. Ütüsüz pantolon, gömlekle dolaşmıyor. Mis gibi kokuyor. Bunları yapmamak için bahaneler arayıp bulmuyor…
Yaşlı adamın anlattıklarını dinlerken ister istemez üstümü başımı kontrol ettim. Kendime çeki düzen verdim. Nasrettin Hoca bile “ye kürküm ye” demiş! O da tane tane sözcüklerle devam etti:
–Kiminin ise, dünya umurunda bile değil. Ne kendine ne çevresine hayrı var! Çöpünü sağa sola atıyor. Hem kendi sağlığını hem de çevresini hiçe sayıyor. Sebepsiz yere gürültü yapıyor, kavga çıkarıyor, başkalarını rahatsız ediyor. Hastalıktan hiç kurtulamıyor. Daha neler neler!

İnsanın sağlığını koruması akıllıya kolay, akılsıza zor! İçtiğimiz suya dikkat etmezsek, yiyeceklerimizi gerektiği gibi saklamazsak, kap kacağımız temiz olmazsa, meyveyi sebzeyi yıkamazsak, temizlik ve sağlık kurallarına uymazsak elbette hasta oluruz. İş işten geçtikten sonra mı tedbir alacağız? “Akıllı kişi, başkalarının hatalarından ders alan kişidir. Hiç kimse her şeyi öğrenecek kadar uzun yaşayamaz ki! Öğrendiklerimizi iyi uygulamak gerek.

Mustafa da gözbebeklerini büyüterek bana döndü:

–Metin Ağabey, “Düşündüğün, söylediğin ve yaptığın her olumlu söz ve davranış için para kazansaydın”; ama tersi için de para kaybetseydin mâli durumun ne olurdu?”

Şöyle bir düşünüp iyi taraflarımın daha ağır bastığına karar verdim:

–Herhalde, bir miktar para biriktirirdim. Ya sen aynı durumda olsan ne yapardın?

Önceden hazırlanmışcasına yapıştırdı cevabını. Beni yine güldürdü:

–Tabii ki, iflas ederdim Metin Ağabey!
Otobüs yavaşladı. Yolun kenarında bir insan kalabalığı gördük. Kaza olmuştu. Ters dönmüş arabanın başına birikmişlerdi. Uygun bir yerde durduk. Muavin, uyarı işaretini kaptığı gibi, otobüsün olduça gerisinde bir yere koydu. İnip inmemekte tereddüt ettik. Mustafa “Ben ineceğim.” deyince beraberce indik. Mavi spor bir araba önde giden kamyona arkadan çarpmış ve devrilmişti. Şimdi yaralanan şoförü arabadan çıkarmaya çalışıyorlardı. Sıkışan kapıyı açmak için bayağı uğraştılar. Biz de yardım ettik.

Genç bir kız etrafına talimatlar yağdırıyor, yaralının karga tulumba taşınmasını engelliyordu. Dikkat ettim. Otobüsümüzün yolcularından biriydi. Dinlenme yerinde delikanlının kur yapmasından sıkılıp çay salonundan çıkan kızdı. Meğer hemşireymiş. Adı da Aslıhan. Kumral saçları, bal rengi gözleri vardı. Emniyet kemerini kullanmadığı için başını cama vuran yaralıyı, bir bebek gibi sarıp sarmaladı. Boynunun iki tarafına tahtalar bağladı. Belki de bu iki tahta adamı felç olmaktan kurtardı! Ambulans gelince sağlık görevlileri onun doğru yaptığını onayladılar. İlk yardımın nasıl yapılacağını bilmek hayat kurtarıyordu. Oysa biz çoğunlukla, kaza geçirenlere yardım edeceğiz diye yaralıların başına üşüşüyor, doluşuyor, karga tulumba davranışlarımızla zarar veriyorduk!

Düşünce yeteneğimizi öldüren en büyük düşmanımız alışkanlıklarımızdır. S. MAUGHAM

Tekrar otobüse döndüğümüzde Nermin Hanımın meraklı sorularını Mustafa bir bir cevapladı. Sonra hemşire kızı gösterdi. Öğretmen gözlüğünü ayarlayıp, kızın baktığına emin olunca elini kaldırdı ve onu selamladı. Hemşire kız da aynı işaretle cevap verdi ona. Mutlu bir hâli vardı. İyi iş başarmıştı. Gururla gülümsüyordu. Öne çıkık dişleri, sempatik görünüyor, gül yüzünde güller açıyordu. Bu sıcak tebessüm kimbilir kaç hastaya şifa olacaktı! İnsan, bu kızın elinden ilaç içerken hasta olduğuna aldırmayabilir, ona güvenebilir, baktıkça moral bulabilirdi.

Kazanın ucuz atlatılmasına Mustafa da sevinmiş, rahatlamıştı. Kulağıma eğildi: “Temel’in kazasını biliyor musun Metin Ağabey?” dedi. Bilmediğimi söyleyince anlattı:

–Temel kamyon kullanırken kaza yapmış ve pek çok kişiyi yaralamış. Mahkemede hakim, “Nasıl oldu bu kaza, anlat!” demiş. Temel de anlatmış; “Yokuştan inerken fren patladı. Baktım, yolun bir yanında küçük bir kedi oynuyor. Diğer yanda da kocaman bir pazar yeri. Ben kediyi tercih ettim ve hemen kırdım direksiyonu.” Hakim şaşırmış; “Ama oğlum, sen bunca insanı yaralamışsın!” Temel cevap vermiş; “Her şey kedinin pazar yerine doğru kaçmasıyla başladı Hakim Bey!”

Yaşlı adam, arkamızda oturduğu için gülüşmelerimizi görmedi. İyi ki de görmedi, ölçüyü kaçırmıştık. Ayıplardı belki! Derin bir nefes alıp babacan tavrıyla, kendi kendine konuşur gibi konuştu:

–Ah şu insan! Hayatını kolaylaştıracak şeyleri icat ediyor. Sonra da onu hakkını vererek kullanmıyor. Gideceğimiz yere on dakika geç gitsek ne çıkar? Gaz pedalı ayağımızın altında diye olanca gücümüzle basıyoruz üzerine. Sanki yolları fethediyoruz. “Bana bir şey olmaz!” diyenleri mi ararsın? Arabasına, şoförlüğüne, şansına aşırı güvenenleri mi? Maşallah, gözlerini kan bürüyünce ne ışık dinliyorlar, ne de hatalı sollama. Uykusuzluk, yorgunluk umurlarında bile değil. Oysa yollardaki bütün yasaklar insanları korumak için değil mi?
Tehlike sadece trafikten de gelmiyor. Giriyor banyoya, kapatıyor kapıyı, açıyor şofbeni havalandırmıyor. Düşüp bayılıyor tabii! Ya da tam söndürmüyor kömür sobasını, uyuyor; zehirleniyor dumandan! Bacası tıkanıyor, temizlemiyor! Mutfağına tüp alıyor, ateşle kontrol ediyor! Çıplak elle elektrik tamiratı yapıyor; çarpılıyor! Ütüyü açık bırakıp telefonda konuşmaya dalıyor! Yüzme bilmiyor, gölete, baraja giriyor! Sonra da olanlar oluyor. Allah bu aklı niye verdi? İnsan bile bile niye yaralasın, niye öldürsün kendisini?

Haklıydı yaşlı adam. Bazen kazaları biz kendimiz davet ediyorduk. İş kazası geçiren işçinin garip; ama gerçek hikâyesini hatırladım:

“Ben bir duvar ustasıyım. İnşaatın altıncı katındaki işimi bitirdiğim zaman biraz tuğla artmıştı. Yaklaşık iki yüz elli kilo kadar. Onları aşağıya indirmem gerekiyordu. Bir sandık bulup, ona sağlam bir ip bağladım. Altıncı kata çıktım. İpi makaradan geçirip ucunu aşağıya bıraktım. Tekrar indim. Boş sandığı altıncı kata çıkardım. İpin ucunu sağlam bir yere bağlayıp tekrar yukarı çıktım. Tuğlaları sandığa doldurup aşağıya indim. Bağladığım ipin ucunu çözer çözmez kendimi havalarda buldum.

Ben yetmiş üç kiloyum. Tuğlalar aşağıya inerken beni yukarı çekmeye başladı. İpi bırakmayı akıl edemedim. Sandıkla yolda çarpıştık. Sağ iki kaburgamın bu arada kırıldığını sanıyorum. Tam yukarı çıkınca elim iple beraber makaraya sıkıştı. Parmaklarım burada kırıldı. Bu sırada yere çarpan sandığın dibi çıktı ve tuğlalar etrafa saçıldı. Sandık hafifleyince yukarıya çıkmaya başladı. Ben de bu arada aşağıya iniyordum. Yolun yarısında sandıkla yine çarpıştık. Sol bacağım ve kaval kemiğim bu sırada kırıldı. Can havliyle ipi bıraktım. Yukarı başımı kaldırdığımda, boş sandığın üzerime geldiğini gördüm. Kafatasım da böyle çatladı. Gözümü hastanede açtım.”

Gürbüz Bey hâlâ anlatıyordu:

–Evini sağlam yapsa, tedbirlerini alsa, depremden bile korkmaz insan. Bunun daha seli, yangını, toprak kayması, çığı, yıldırımı var. Okuyup öğreneceğiz. Benim başıma gelmez, demeyeceğiz. Nasıl önlem alacağımızı bileceğiz. Göz göre göre tabiata yenilmeyeceğiz. Onun, topraklarımızı çalmasına da izin vermeyeceğiz.

Mustafa söze karıştı:

–Tabiat topraklarımızı nasıl çalsın Gürbüz Amca, hırsız mı o?

–Evet Mustafa oğlum, öyle de denilebilir. Sen çiftçisin. Toprağa tohum ekmezsen, mahsul alabilir misin? Tedbirini önceden almazsak, akıllı olmazsak, rüzgârla, yağmurla, nehirle, bir yolunu bulur, çalar. Buna da erozyon denir. Ormanlarımızı katledersek, meralarımızda bir tek ot bırakmazsak, körpecik fidanları hayvanlarımıza yedirirsek sonunda olacağı bu!

Delikanlı bana dönüp eğildi ve yüzünü asarak konuştu:

–Bu fidanlar yüzünden bizim köyde kaç kişi öldü Metin Ağabey.

–Nasıl yani?

–Vakti zamanında, birkaç fidan kırıldı diye kavga çıkmış. Birisi vurulmuş. O günden beri kan davası var. Biri, birini vurur, diğeri de onun ailesinden başka birini. Belki sebebini bile unuttular. Hapislerde yattılar. Büyükşehirlere göçtüler. Hâlâ duyarız, bitmemiş kavgaları. Bitecek gibi de değilmiş. Islanmışın, yağmurdan korkusu olmazmış ya, aynı o hesap.

–Ah Mustafa ah! Hasım bildiklerimize diş bileyip, fırsat kollarız. Ettiğini yanına bırakmamak için elimizden geleni yaparız. Nefret yerine merhameti koymak ne kadar da zordur. Yenilmeyelim artık şu her şeyi isteyen nefsimize. Belki duymuşsundur daha önce şu sözcükleri;

“Kavgada usta olanlar, öfkelenmezler.
Kazanmakta usta olanlar, korkmazlar.
Akıllılar, kavgadan önce kazanır,
Cahillerse, kazanmak için kavga ederler!”

Husumetin sonu yok ki! Nereye kadar? Kan kanla yıkanır mı?

Mustafa, “Yıkanmaz!” der gibi başını iki yana salladı. Kan davası gibi yanlış inanışların geleneklerimizle hiçbir ilgisi yoktu ki insanlarımızın ölümleri bir işe yarasın! Bir araştırmadan okuyup, not almıştım. Bu kısa ama önemli notu evdekiler de görsün diye buzdolabının kapısına yapıştırmıştım. Şöyle yazıyordu:

“Özür dilemek, tekrar başlamak, öğüt almak, bencil olmamak, azimli çalışmak, kararlı olmak, düşünerek hareket etmek, hatalardan ders almak, affedip unutmak her zaman kolay olmasa da; çoğu zaman işe yarar.”

–Doğru şeylere inanacağız Mustafa. Örneğin, “Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar gayret sarf ettim diyemez!” Böylesine yürekli kadınlarımızın, medeni kanunla sahip oldukları hakları uygulayabildiklerini ne yazık ki yeterince göremiyoruz.

“Toplumsal yapımızın, yaşam tarzımızın, düşünme şeklimizin değiştirilmesi gerekiyorsa eğer, hiç beklemeden bugün değiştireceğiz. Kadını zavallı gören bir zihniyet tabii ki ona şiddet uygulamaktan vazgeçmez. Gerçi şiddete maruz kalıp bunu kabullenmek de akıl kârı değil ya! Ne yapsın kadın? Baskılar var tabii, sus yoksa daha fazlası gelir diye tehdit var. Güya kadınına sahip çıkıyor. Namus benim için her şeydir diyor ama namus kavramını sadece kadının bedeni olarak görüyor. Çünkü kadının, kendi hayatına karar verebileceği bir durum işine gelmiyor.

Kadına, sahibi olduğu bir mal, eşya gözüyle bakıyor. Onu, arzu ettiği hoyratlıkta kullanabileceğini düşünüyor. Gözünün üstünde kaşı var diye, yemeğin tuzu fazla kaçmış diye, saçının teli biraz görünmüş diye, arkadaşıyla sinemaya, tiyatroya gitmiş diye, acımasızca vuruyor, öldürüyor. Bunun da adı; namus oluyor, töre oluyor.

Eğitim desteği sağlanmadan, kanunlar ne derece uygulanabilir? Bazen öyle durumlarla karşılaşılıyor ki bu cinayetleri işleyenlerin sırtları bile sıvazlanıyor. Sanki iyi bir şey yapmışlar gibi topluma meşru gösterilmeye çalışılıyor.

Bu yoksulluk oldukça, kadınların namusu kendilerinden değil de erkeklerinden soruldukça, toplumsal baskı da arttıkça artıyor. Kadın ne yapıp yapacak cinselliğini kontrol altında tutmanın yollarını bulacak. Erkek yaparsa elinin kiri tabii! Yıkar, temizler. Kadın, öyle değil. Arkadaşı olmayacak, eli erkek eline değmeyecek, çarşıya pazara gitmeyecek…

Erkeğe gelince, o bunların hepsini yapma hakkına sahip olacak. Keyfi isterse yapacak istemezse yapmayacak! Diyelim ki kadın; erkeğe özendi de bunları aklından geçirdi. Töre denir, bıçak çekilir, adet denir, namluya mermi sürülür, toplanır kendisini hukuktan üstün gören aile meclisi, cezayı keser ve olan her zaman kadına olur. Ben, genç kızlarımız akıllarına her eseni yapsınlar, Allah korusun, yoldan çıksınlar, kendilerine ya da ailelerine leke sürsünler demiyorum ki. Allah korusun. Onların da bir yüreği olduğu göz ardı edilmesin, genç oldukları unutulmasın diyorum. Onların da bir hata şansları olsun istiyorum.

Umutsuzluk ve çaresizlik kadına boyun eğdiriyor. Hiçbir açıdan özgürlüğü yok ki. Kanun yazıldığı şekliyle uygulansa, adalet kavramı hazmedilip, kadına darp edene, sıfır hoşgörü gösterilse, 9 yaşındaki çocuk 19 yaşındaki ablasını vurabilir mi hiç? Anne baba o çocuğu azmettirebilir mi? Bu konuda medyamıza çok iş düşüyor. Gazeteler, televizyonlar insanları çok çabuk etkiliyor. İyi ya da kötü!”

NE İSTEDİĞİNİ BİLMEK

Bilen ve bildiğini bilen, liderdir! Onu izleyin…

Karadenizli ile yol arkadaşının moladan sonra hiç sesleri çıkmıyordu. Göz ucuyla yan koltuğa baktım. Neredeyse sırt sırta dönmüşlerdi. Sanki aralarından kara kedi geçmişti. Aslında bu söze de inanmam ya! Zaman zaman başkalarından duyduklarımızı kullanıyorduk işte. Oysa birbirimize darılmakla kedilerin renginin ne ilgisi vardı?

Bazen örf ve adetlerimizi uydurma hurâfelerle karıştırıyorduk! Akla yatmayan, çağ dışı çözümlerden medet umanlarımız oluyordu. Büyücülere, falcılara, bize yalan söylesinler diye avuç dolusu paralar veriyorduk! Hastamızı doktora götürmeyip, başına kurşun döküyor ve iyileşmesini bekliyorduk! Ağaç dallarına bezler bağlayıp evler, arabalar istiyorduk! Okunmuş suları içip, kaşı gözü düzgün, işi gücü yerinde güzel ve yakışıklı eşler diliyorduk! Daha neler neler…
Döndüm, bu iki kafadara bir kez daha baktım. Hâlâ konuşmuyorlardı; ama biraz önce kaza yerinde ters çevrilen arabayı birlikte omuzlamışlardı. Hatta bu esnada eli sıyrılıp kanayan arkadaşına otobüsün ilk yardım çantasını yetiştiren de Karadenizli olmuştu. Buna rağmen şimdi yine sırt sırta dönmüşlerdi. Onlara bir lâf atıp aralarını bulayım diye düşündüm. Sonra vazgeçtim. Nasıl olsa birazdan iş yine tatlıya bağlanırdı. Bazen çok küçük sorunlarımızı bile büyütüyorduk. “Halbuki bu küçük sorunlar çakıl taşlarına benziyordu. Gözümüze yakın tutarsak, her şeyi kapatıyor ve göremiyorduk. Ancak elimize alırsak anlıyorduk ne olduğunu. Fırlatıp atarsak da kaybolup gidiyor ve sorun falan da kalmıyordu!”

Saatim çaldı. Vakit geçmiş, bir hayli de yol almıştık. Evdekileri özlemiştim. Hanımın yeri de ayrıydı tabii.

Hey gidi günler! Evlendiğimizde zorlukları birlikte göğüslemiştik. En büyük üzüntüsü çocuklara bakmak için işinden ayrılmak zorunda kalışıydı. Anlaşamayan ailelerimizin sürtüşmeleri ise bize anlamsız ve komik geliyordu. Kendi hâlimize bırakmıyorlardı ki! Uzunca bir süre de vazgeçmediler. Sudan bahanelerle atıştılar. Hem bizi hem kendilerini üzdüler. Evde gereksiz ve kullanılmayacak ne varsa “Adettir!” deyip aldırdılar. Onların kaprisleri yüzünden elde avuçtaki tüm birikimi daha düğün öncesinde har vurup harman savurmuştuk.

İkimiz de çalışıyorduk. Maaşlarımızı alınca çoğu taksitlere gidiyor, bize bir şey kalmıyor, yine de idare ediyorduk. Ayağımızı yorganımıza göre uzatmayı o dönemde öğrendik. Misafir odamız mobilya müzesi gibi görünüyordu. Eşyaların hepsi yeniydi. Borçları bitmediği için emanet gibi geliyor, kullanmaya kıyamıyorduk. Ne günlerdi! Buna rağmen eşim, bir gün olsun sızlanmamıştı. Hep yanımdaydı. Aynı zamanda arkadaşım, sırdaşımdı. Hâlâ da öyle. Hakkını hiç ödeyemem.

Bizimkilere kalsa amcamın kızıyla evlendireceklerdi beni. Sevmiyorduk ki birbirimizi. Sebep bir iki tarla başkasına gitmesin diye. Neyse ki kız akıllı çıktı ve “O benim ağabeyim sayılır!” dedi. Miras bölünmesin diye evlenecektik neredeyse. Hadi gönüllerimiz uyuştu diyelim! Kanlarımız uyuşur muydu, çocuklarımız nasıl doğardı, Allah bilir!

Bu arada Nermin Hanım, Zeynep’in resimleriyle özlem gideren Mustafa’ya takılıyordu:

–Şu fotoğrafları bir de biz görsek Mustafa.

Mustafa çarçabuk toparladı cüzdanını:

–Yok bir şey öğretmenim. Karıştırıyordum öylesine.

–Demek bebeğin olacak. Kız mı istiyorsun erkek mi?

–Ne istediğimi bilmiyorum, fark etmez.

–Haklısın fark etmez, yeter ki sağlıklı olsun. Peki hayattan neler bekliyorsun?

–Aslında onu da bilmiyorum. Akıntı nereye götürür, kader ne tarafa çekerse!

Nermin Hanım da kendini akıntıya bırakan kaderci Mustafa’ya biraz kızar gibi baktı:

–Ne istediğini bilmelisin delikanlı. Bütün hayatını şansa, kadere bırakamazsın. Yaşamınla, geleceğinle ilgili bütün konularda hedefini belirlemelisin. Belirlediğin hedefleri gerçekleştirmek için plan yapıp çalışmalısın. Atatürk’ün bu konu ile ilgili söylemiş olduğu şu sözü her zaman kendimize rehber yapmalıyız; “Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan, rahat yaşamanın yollarını aramayı alışkanlık haline getirmiş milletler, önce onurlarını, sonra özgürlüklerini daha sonra da geleceklerini kaybetmeye mahkumdurlar.”

Ortamı yumuşatmak, konuyu değiştirmek gerekiyordu. Ben de öyle yaptım ve hemen araya girdim:

–Nermin Hanım doğru söylüyor Mustafa. Ne istediğimizi bileceğiz. Atatürk de 1919’da Samsun’a adımını atarken ne istediğini çok iyi biliyordu. O kararlı adım, bugünkü modern Türkiye’yi yarattı. “Ölüm fetvalarına, idam fermanlarına hiç aldırmadı. TBMM’yi açtı. Demokrasinin temeli olan Cumhuriyet’i kurdu. Saltanat ve hilâfeti kaldırıp, bize yeni bir kimlik kazandırdı. Yönetimi dine dayanmayan, çağdaş bir toplum bilinci oluşturdu.” Onun ilkeleri bizi biz yaptı, yönümüzü aydınlattı. Aslında yolculuğumuzun başından itibaren konuştuklarımızı bu ilkelerle yıllar önce sunmuştu bize.

Mustafa sağ eliyle başını kaşırken sol eliyle de yazı yazıyormuş gibi yaptı:

–Ben bu ilkeleri bazen birbirine karıştırıyorum Metin Ağabey.

–Varsın sırası karışsın delikanlı. Onların içi önemli. Bak kısaca hatırlatayım sana. Önce Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halkı Türk Milleti tanımıyla birleştirdi. Sonra başladı nelere ihtiyacımız varsa onları aramaya;

Milliyetçilik, tutuculuk, tutuculuk da milliyetçilik değildir, anlayışıyla hareket etti. Elini daima geleceğe uzattı. Din ve ırk ayrımcılığına karşı çıktı. Bunun yerine eşitlik ve özgürlüğü, ortak değerleri savunan bir Milliyetçilik önerdi.

Millet egemenliğine dayalı demokratik, lâik ve sosyal hukuk devleti uygulamasının savunulması için Cumhuriyetçilik dersi verdi.

Gürbüz Bey ve Nermin Hanımın anlattıkları örnekleri hatırlıyor musun? Düşünce ve inanç özgürlüğünü güvenceye almak gerekiyordu. Hukuk kurallarıyla yönetimi ve uygar yaşamı ilke edinmek kaçınılmazdı. Her alanda bilimin aydınlığını, aklın öncülüğünü ve insanın yüceliğini gözetmeliydik. İşte bunlar için ortaya Lâiklik formülünü koydu.

Toplumun bütün kesimlerinin dil, din, ırk ve cinsiyet farkı gözetilmeden yasalar önünde eşit sayılması ve toplumun sosyal bir dayanışma içinde bulunmasına da Halkçılık denmesini istedi.
Sizler, yani yeni Türkiye’nin genç evlatları, yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz. ATATÜRK

Millet yararını gerektirmesi şartıyla devletin ekonomide görev almasına izin verip, özel girişimleri de her zaman destekledi. Bunun da adına Devletçilik dedi.

Yararlı düşünceleri, kurumları, gelenekleri koruyarak, bozulmuş olanları atmak ve sonra da bunları halka anlatıp benimsetmek gerekiyordu. O da öyle yaptı. İşte İnkılapçılık böyle doğdu.

Bu ilkeler ayrı düşünülemez. Çünkü hepsi birbirini tamamlıyor. Hepsi insanımızın mutluluğu için. Hepsinin içinde barış, dostluk, başarı var. Hepsi de ne istediğini bilen bir liderin bize hediyesi. Okumadın mı çay salonunun duvarındaki çerçevelenmiş yazıyı? Aynen hatırlıyorum, şöyle diyordu;

“Bilmeyen ve bilmediğini bilen, çocuktur!
Ona öğretin…

Bilen ve bildiğini bilmeyen, uykudadır!
Onu uyandırın…

Bilmeyen ve bilmediğini bilmeyen, aptaldır!
Ondan sakının…

Bilen ve bildiğini bilen, liderdir!
Onu izleyin…”

BİR GARİP DÜNYA

Başımı yine şoför koltuğunun sırtına dayadım. Dalmışım…

Anlattıklarımı büyük bir sabırla dinleyen Mustafa’nın gözbebeklerinde Atatürk’ü gördüm. Özgürlüğümüzü, insanlığı, adaleti, namusu, onuru gördüm. Şairin:

“Kahramanlık;
Ne yalnız bir yükseliş demektir,
Ne de yıldızlar gibi
Parlayıp sönmemektir.
Ölmezliği düşünmek
Boşuna bir emektir.
Kahramanlık; saldırıp,
Bir daha dönmemektir…”
mısralarındaki güç ve içtenlik geldi aklıma. Kendimi bu delikanlıya borçlu hissettim:
–Sen kışlana ne zaman katılacaksın Mustafa?

–Yarın Metin Ağabey. Ben ne olur ne olmaz diye, bugünden gidiyorum.

–Peki bu gece bize misafir olur musun?

–Sağol Metin Ağabey. Niye rahatsızlık vereyim size?

–O nasıl söz! Ne rahatsızlığı! Eğer kabul edersen, sevinirim. Seni ailemle de tanıştırmak istiyorum.

Biraz nazlanmıştı; ama iknâ etmiştim delikanlıyı. Onu, ikinci bir oğlum gibi görüyordum. Mahcup tavırları benim konuşkan oğlumdan farklı da olsa birbirlerine benziyorlardı. O da kimseye yük olmayı sevmez ve elinden geldiğince yardım ederdi insanlara. Bu genç askere ailemden bahsetmek istedim:

–Bir oğlum, bir kızım var Mustafa. Burhan ve Nurhan. Burhan’ın bazı huyları sana benziyor. O da çok meraklıdır, dinlemeyi, öğrenmeyi sever. Senin gibi hareketli, çalışkandır. İnsanlara yardım etmek ister. Bunun için arkadaşlarıyla bir arama kurtarma ekibi kurdular. Nerede kendilerine ihtiyaç duyulsa gece gündüz demeden koşturuyorlar. Bir defasında dillerini bile bilmedikleri insanlara yardım için yurt dışına da çıktılar. Deprem olmuş, insanlar göçük altında kalmış. Günlerce uyumadan aramışlar onları. Çok çalışmış, çok yorulmuşlar. Kızılay’a da gönüllü üye olmuşlar.

–Kızılay mı?

–Evet Kızılay. O bir yardım kuruluşudur. Savaşta ve barışta halkın kara gün dostudur. Kuruluş amacı yaraları sarmaktır. Yurt içinde veya yurt dışında yangın, sel, deprem felaketlerine uğrayanların sıcak çorbası, soğuktan koruyan çadırı, battaniyesidir. Kimsesizlerin umudu, fakirlerin ekmeği, hastaların ilacı, evsizlerin evi, başına bir kaza gelenin ya da savaşta yaralanan askerin, damarındaki kandır.

Yapılan bağışlarla ayakta kalır. Belki bir kurban derisi, belki de alınan bir Kızılay pulu fakire fukaraya yeniden hayat verir. Acılar yok edilemez belki ama hafifletilebilir.

Gürbüz Bey başını onaylarcasına salladı.

–Çok kan verdim Kızılay’a. Onlar da bir kart çıkarttılar. Ola ki bir gün benim ya da ailemden birinin ihtiyacı olursa kana, kolaylık sağlayacaklarmış. Kim bilebilir ki yarın ne olacak? Ne oldum dememeli ne olacağım demeli! Hayat kurtarmak her şekliyle sevaptır. Bu dünyadan göçüp gittikten sonra toprak olacak bedenimizin ihtiyaç sahibi hastalara şifa olması da başka bir sevaptır. Hasta yataklarında kendilerine uygun bir organı dört gözle bekleyen insanlara umut olabilmekte ne kötülük var, ne günah var?

Kefenin cebi yok derler ya! Öteki dünyaya mal para götüremediğimiz gibi, bedenimizin hiçbir parçasını da götüremiyoruz. Bari başkalarına yarasın. Bari başkalarında hayat bulsun. Bağışladığımız bir böbrekle sağlığına kavuşacak hastanın hayır duaları, yarın bir gün ahirette rahmet olur yağar üzerimize. O da bize yeter. Çünkü sadece ruhlar yolculuk yapıyor, bedenler değil. Hadi onu da bir tarafa bırakalım, sonuçta bu zaten bir insanlık görevi değil mi?

Nermin Öğretmen güleç yüzüyle döndü bize. Beyaz dişlerini gördük.

–İnsan sadece kendisi için yaşayamaz. Bu gökyüzünü birlikte soluyoruz. Hepimizin hayatı aynı derecede önemli. “1913 yılında bir Alman doktorun Afrika ormanlarında siyahları tedavi ettiği görülmüş. Hastanesi kümesten bozma, küçük bir odaymış. Doktorun karısı hastalara ilaçlar verip uyutuyor, sonra ameliyat başlıyormuş. Dışarıdaki insanlar beyaz adamın verdiği umutla bekleşiyorlarmış. Bu adam, acıyla inleyen zavallı insanların alınlarına dokunup şöyle diyormuş;

–Sakin ol, korkma! Seni iyileştireceğim. Kalktığında acın geçmiş olacak.

Ameliyat sonralarında hastalar dikkat etmiyor, mikrop kapıyor, doktorun işi zorlaşıyormuş. Buna rağmen ünü bütün ormana yayılmış. Çok uzaklardan gelen insanlar, açlıktan ve yorgunluktan bitkin bir durumda oluyor, ameliyattan önce günlerce beslenmeleri gerekiyormuş. Gündüzleri hastaların tedavisiyle uğraşan doktor, geceleri de kitaplar yazıyormuş.

Elli yılını bu ormanda geçiren doktora, yetmiş sekiz yaşında Nobel Barış Ödülü verilmiş. Ödül parasıyla Afrika’da bir hastane yaptıran bu adam, yaşam felsefesini de şu bir kaç kelimeye sığdırmış;

“Daha basit, daha doğru, daha saf, daha barışçı, daha uysal, daha sevecen ve daha anlayışlı olmalıyız.”

Doksan yaşına geldiğinde, Afrika’daki hastanesinde gözlerini kapayan doktorun ölümünden haftalar sonra bile, siyah kadın, erkek ve çocuklar saygı duaları için mezarını ziyaret etmişler. El ele verip, sevgi şarkıları söylemişler.”

Mustafa can kulağıyla dinliyordu. Anlatılan ormanları, hastaları, doktoru gözlerinde canlandırmaya çalışan bir hâli vardı. Yine dudağını kemirdi:

–Çok sabırlı adammış. Ormanda gazete yok, televizyon yok, futbol yok, dünyada olup bitenden habersiz! Doğrusu şaşırdım adama.

Anlatılan hikâyeyi kendine özgü tavrıyla yorumlamıştı. Bu temiz ve güzel delikanlıda yapmacıklıktan eser yoktu. İçi de dışı da birdi. Ne düşünüyorsa, onu konuşuyordu. Nermin Hanım devam etti:

–Bunlar, insanlığın ortak dersi. Bizden önce yaşayan insanların bize mirasları. Bu ortak miraslar ülkelerin değil, insanlığın malıdır. Bir Kızılderili şefi 1845’te kendilerinden toprak isteyen ABD başkanına gönderdiği mesajda şöyle demiş;

“Beyaz adam, anası olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alınıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak gözüyle bakar. Onun bu ihtirasıdır ki; toprakları çölleştirecek ve her şeyi yiyip bitirecektir. Şu gerçeği iyi biliyorum; bu dünyadaki her şey bir ailenin bireylerini birbirine bağlayan kan gibi ortaktır. Bu nedenle de dünyanın başına gelen her felaket, eninde sonunda insanoğlunun da başına gelecektir. Beyaz adamları anlayamıyorum. Tıpkı buffaloların öldürülüşünü, ormanların yakılışını, toprağın kirletilişini anlayamadığım gibi!”

Ben, Nermin Hanımın anlattıklarından payıma düşeni almıştım. Mustafa da dersini çıkarmış gibi görünüyordu.“Ah garip ah!” diye iç geçirdi. Meraklandım:

–Hangisi garip Mustafa? Doktor mu, mektubu yazan Şef mi?

–Yok Metin Ağabey, köpeğimin adıydı garip. Öyle sessiz, öyle sakindi ki, kıskandılar, zehirleyip öldürdüler hayvanı.

Kızılderililerin öldürülen buffalolarıyla kendi köpeği arasında bir bağ kurmuştu. Haksız da sayılmazdı. Garip bir dünyadaydık. Başka insanlara bile katlanamayan bu anlayışların; ağaçların, hayvanların yaşamına saygı göstermesi beklenemezdi.

Başımı yine şoför koltuğunun sırtına dayadım. Dalmışım. Görevli delikanlının, yolculuğun bitmek üzere olduğunu hatırlatan sesiyle kendime geldim. Hava kararmaya başlamıştı. Ankara’nın ışıkları titriyor, göz kırpıyordu. Ülkemde bayrağımızın dalgalandığı her karışı sevdiğim gibi bu şehri de seviyordum. Kurtuluş mücadelemizin karargâhıydı. Burada evlenmiştim. Çocuklarım da burada doğmuştu. Anıtkabir, bütün ihtişamıyla manzaranın ortasında belirdi.

“Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.” diyen büyük adam burada yatıyordu.

Anıtkabir’in gökyüzünü mızrak mızrak delen kuleleri, üzerlerindeki kitabeleri yıldızlara ezberletiyorlardı. Bu kulelerin adları bile sanki var olma amacımızın kısa birer özeti idi;

İstiklal, Hürriyet, Mehmetçik, Zafer, Müdafaa-i Hukuk, Cumhuriyet, Misak-ı Milli, İnkılap, Nisan ve Barış kuleleri. Onların üzerlerindeki yazıları ilk okuduğumda boğazıma bir şeyler düğümlendiğini hissetmiştim. Hele bir kitabenin karşısında bir süre hiç kıpırdayamadan yutkunup kaldığımı hatırlarım;

“Esas olan, Türk Ulusu’nun saygın ve onurlu bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu esas, ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla sağlanabilir. Ne zengin ve ne bolluk içinde olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olma durumundan yüksek bir işleme hak kazanamaz!”

Yolun iki yanından yükselen modern binaları, üniversiteleri, el ele dolaşan, koşuşturan insanları görünce içimden haykırmak geçti; “Seni anlıyorum Atam. Seni anlayamayanlara inat, şimdi çok, çok daha iyi anlıyorum…”

HEP MUTLU OL

Yaşlı adam da o büyük elleriyle
Mustafa’nın sırtını sıvazladı…

Terminale girdik. Otobüsümüz büyük arı kovanında kendi peteğini buldu. Yine davul zurna sesleri karşıladı bizi. Bu yörenin çocukları da, ülkemizde bayrağımızın dalgalandığı kim bilir nerelere yolcu ediliyorlardı. Döndüm yanımdaki delikanlıya; “Bak oğlum!” dedim. “Öteki Mustafalar da senin memleketine gidiyorlar.” Beni duymadı bile. Büyülenmiş gibi sesleri dinliyor, halay çekenleri seyrediyordu. Kaptan şoförümüz bizi sağ salim ulaştırmanın gururuyla kapının önünde heybetle durdu. Yolcular kendisine teşekkür ederek tek tek indiler. O da “Seyahatlerinizde bizim firmamızı seçerseniz memnun oluruz.” dedi. Muavin Fatih, numaralarımızı kontrol ederek çanta ve bavullarımızı verdi. Ayrılık vakti gelmişti.

Gençler sessiz sedasız aldılar eşyalarını. Otobüsteki yaramazlıklarından eser kalmamıştı. Bu durgunluğu onlara yakıştıramamıştım. Kendi kendime söylendim: “Çocuklar neşe saçıyorlar, kızıyorsun, sakinleşiyorlar yine kızıyorsun! Ne yapsalar beğenmiyorsun Metin!”

Karadenizli ile arkadaşı görülmeye değerdi. Birbirlerine adresler, numaralar veriyor, el sıkışıyorlardı. İkisinin de yüzü gülüyordu. Sarıldıklarını bile gördüm.

Gürbüz Bey ve Nermin Hanımın ellerini sıktım. Bu yolculuğun, benim hatıralarımda ayrı bir yeri olacağını söyledim. Aynı içten cümlelerle karşılık verdiler. Mustafa bu akşam benim misafirim olacak, onu götürüyorum dedim. Bu arada delikanlı, aldığı telefon numaralarını özenle cüzdanına yerleştiriyor, bir öğretmene, bir yaşlı adama bakıyordu. Onlar da kısa sürede çok sevdikleri bu genç askeri, duygu dolu gözlerle süzüyorlardı. Mustafa önce Nermin Hanım’ın elini öptü. Sıcacık, içten, yürekten bir öpüş. Öğretmen hanım da onun kırmızı yanaklarına kondurdu dudaklarını. Gözlüğü biraz kaydı. Sarı saçı yine önüne düştü. Çantasından Mustafa’nın verdiği papatyaları çıkardı. Bir anne şefkatiyle konuştu:

–Bu çiçekleri kurutup saklayacağım. Sana karşı yüreğimde oluşan sevgi ise hiçbir zaman kurumayacak. Sen hep gül, hep mutlu ol delikanlı.

Mustafa başını öne arkaya salladı. Cevap veremedi. Sonra Gürbüz Beyin ellerini öptü. Yaşlı adam da o büyük elleriyle Mustafa’nın sırtını sıvazladı:

–Sana dua edeceğim oğlum. Gerçi seferberlik yaşımı nerdeyse ikiye katladım; ama çağırırlarsa, bakarsın omuz omuza askerlik yaparız seninle. Allah sevdiklerine kavuştursun.

Tabiata egemen olmasını bilemeyen yaratıklar, varlıklarını koruyamamışlardır. ATATÜRK

Mustafa yine cevap veremedi. Vermek istiyordu da veremiyordu işte! Gülümsedi. Isırdığı dudaklarının arasından belli belirsiz bir “Amin!” çıktı. Yanımızdan ayrıldılar. Kendilerini evlerine götürecek servis aracına doğru gittiler. Delikanlı arkalarından baktı. “Beni ziyarete geleceklermiş, söz verdiler.” dedi.

Ben de oğlumla anlaşmıştım. Karşılamaya gelecekti. Şimdi burada olmalıydı. Cep telefonumu çıkardım. Tam numaralara dokunurken bir el kapattı gözlerimi. Ondan başkası olamazdı. “Bırak muzipliği haylaz!” dedim. Elimi öptü. Sarıldık. Mustafa’yla tanıştırdım. El sıkıştılar. “Bu akşam misafirimiz olacak.” dedim. “Memnun oldum; ama acele edelim baba, arabayı kötü yere park ettim!” dedi. Hızlı adımlarla ilerledik. Emektar arabamın başında bir trafik polisi vardı. Ceza kesmek üzereydi. Yetiştik. “Bir dahaki sefere affetmem, plakanızı aldım.” dedi. Önce içimden kızdım. Sanki ne olacaksa, birkaç dakikadan ne çıkacaksa dedim. Sonradan hak verdim memura. Bizim gibi bir çok insan, birkaç dakikadan ne çıkar ki düşüncesiyle arabasını gelişigüzel sağa sola bıraksa felç olurdu trafik. Görevini yapıyordu yani. Teşekkür edip, yola koyulduk.

Eve telefon ettim. Kızım çıktı. Sesini duymak her zaman ki gibi güzeldi. Burhan’la buluştuğumuzu, yanımızda bir misafir olduğunu ve eve doğru geldiğimizi, haber verdim. Bir şeye ihtiyaç olup olmadığını sordum. Sadece ekmek istediler.

Aslında bir amacım da eve habersiz misafir getirmiş olmamak içindi. Malum ev hali! Hanımlar titizdir, misafire hazırlıksız yakalanmak istemezler. Ortalığa biraz çeki düzen vermek için zamana ihtiyaçları vardır.

Mahallemize girince rahmetli Ali Amcanın mütevazı bakkal dükkânının yerine kurulan süper marketten aldık ekmeği. Delikanlıya “Bir isteğin var mı?” diye sordum, “Sağolun, yok!” dedi.

Eve girişimiz, Mustafa’yı tanıştırmam, güzel bir yemek ve yorgunluk kahvelerini yudumlayışımız, iki saati buldu. Koltukların üzerinde yine kaykılarak oturmuş, ordan burdan konuşuyor, ara sıra da televizyon izliyorduk.

Televizyon, her yaştaki insanın bilgi dağarcığının gelişmesine türlü faydalar sağlıyordu. Dünyaya açılan penceremizdi. Etrafımızda her olup biteni en kısa zamanda ulaştırıyordu bize. Çünkü en kıyı köşedeki kasabaya, köye bile rahatça girebiliyordu.

Ne yazık ki işin bir de başka yönü vardı! Bu sihirli kutunun her gün saatlerce tutsağı olup, seyredeceği kanal ve programa dikkat etmeyenler; okumayı, sohbet etmeyi, ziyareti ve komşuluğu unutuyorlardı.

Gazetede okumuştum. Bir köşe yazarı vaktini boşa geçirenlerin haline acıyor ve onlara şöyle sesleniyordu; “Çoğu insan, günde dört saatten fazlasını televizyon karşısında geçiriyor. Oysa her insanın severek yapabileceği başka bir iş vardır. Yeter ki amaç iyi tespit edilsin. Hangi konunun üzerine uzun zaman ve kendini adayarak gidersen, o konunun uzmanı olursun. İlgilendiğin konuya her gün iki saat ayırdığını düşün. Bu, haftada on dört, yılda yedi yüz yirmi sekiz, on yılda iki bin iki yüz seksen saat eder. Günde dört saat ayırırsan, on yılın sonunda on dört bin beş yüz altmış saat yapar. Bir düşün, bu kadar yatırımla neler neler yapılabilir!”

Kızım Nurhan’ın elinde resimler vardı. Biraz sonra ona oğlum da katıldı. Mustafa’nın otobüste bize göstermeye kıyamadığı fotoğraflardı bunlar. Nasıl olmuşsa, benimkiler onu ikna etmişti. Birbirlerine akran olduklarından anlaşmaları daha kolay olmuştu belki de! Biraz önce kütüphanemdeki kitapların çokluğuna şaşırarak bakan Mustafa, şimdi onlara birer birer resimleri gösteriyor ve bir şeyler anlatıyordu.

Biz de hanımla kanalları dolaşıyorduk. Gerçi bunun adına artık zaplama diyorlardı ama biz hanımla böyle kelimeleri içimize sindiremiyorduk! Bir yarışma programı yakaladık. Tok sesli sunucu, şık giyimli üniversite öğrencisi kızımıza sordu; “Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nin ilk cümlesini söyleyiniz?” Kız düşündü, düşündü! Cevap yok! Sunucu hatırlatmalar yapıyor, ipuçları veriyordu. Biz de yerimizde duramıyor, “Haydi söyle kızım, hadi söyle!” diye yalvarıyorduk. Olmadı, cevap veremedi. Ekranın karşısında yıkıldım sanki. Hanımla birbirimize bakakaldık. Eşim gençlere döndü; “Çocuklar, Gençliğe Hitabenin ilk cümlesini hatırlıyor musunuz?” dedi. Soruya pek anlam veremediler; ama resimleri bırakıp üçü de neredeyse aynı anda cevapladı onu; “Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir…”

Televizyondaki yarışmacı bu defa da Anıtkabir’le ilgili bir soruda takılmıştı. Konuyla ilgili görüntüler vardı ekranda. Nihayet doğru cevabı buldu. O anda bir istek belirdi içimde. Ankara’ya yaklaştığımızda kendini çok uzaklardan belli eden Anıtkabir’e imrenerek bakmıştı Mustafa. Gündüz güzel; gece de bir başka güzeldi. Evimiz de yakın semtteydi. “Hadi bakalım, kalkın. Size dondurma ısmarlayayım. Mustafa’ya da Anıtkabir’i gösteririz.” dedim. Oğlum, imalı gülüşlerine bir yenisini ekledi ve bana döndü:

–Senin canın dondurma istiyor galiba baba. Anıtkabir bu saatte ziyarete kapalı, bilmiyor musun?

Doğru söylüyordu. Ama söz ağzımdan çıkmıştı bir defa. Babalık otoritem ağır bastı:

–Ben bilmiyor muyum kapalı olduğunu Burhan? İçine girmeyeceğiz ki! Şu güzel havada yürürüz biraz. Dolaşır, hava alırız. Haydi tembel olmayın.

Her ne sebeple olursa olsun, gezmeye meraklı kızım ve eşim hemen kalkıp hazırlandılar. Mustafa zaten istiyordu. Burhan da odasına gidip, gömleğini, pantolonunu değiştirdi. Tam çıkmak üzereyken askerimize döndüm:

–Haydi bir telefon et memleketine. İyi olduğunu duysunlar, merak etmesinler seni.

Bunu söylerken evin telefonunu ona uzatmıştım bile. Hayır demesinin çözüm olmayacağını anlamıştı. Aldı ve çevirdi numaraları. Biz kapının önünde ayakkabılarımızı giyerken, o konuştu. Telgraf gibi kısacık birkaç cümle duyduk:

–Anacım, ben Mustafa… Ankara’dayım… İyiyim… Senin de babamın da ellerinizden öperim… Zeynep’e selam söyleyin… Beni merak etmesin…

NE YAPSAN NAFİLE

Bazen bir gün birkaç ay gibi geliyor. Bazen de aylar bir güne sığıyor…

Çıktık. Yakındı yol. Arabayı park ettik. Hanım ve ben önde, gençler arkada güzel havada yürüdük. Çok da iyi geldi. Geçenlerde koşmaya kalkmış, ayağımı burkmuştum. Doktorum nasihat etmiş, “Metin Bey, siz artık delikanlı değilsiniz. Sağlıklı bir yaşam için spor elbette çok önemli; ama siz yürüyün yeter!” demişti. Güzel bir pastanede oturduk. Cam kenarını ben kaptım. Anıtkabir’in tam karşısıydı. Işıkları nerdeyse masanın üzerine vuruyordu. Küçük, sevimli bir yerdi. Kim ne istediyse getirdi garson. Mustafa, nöbet kulübelerindeki askerleri işaret ederek sordu:

–Metin Ağabey, hiç yorulmuyorlar mı bunlar? Öyle dimdik duruyorlar.

–Daha bunda ne var Mustafa. Bu sıradan bir faaliyettir. Sen şimdi acemiliğini yapacaksın. Kim bilir nerede geçecek usta birliğin. Burhan dağlardaydı aylar boyunca. Botunu ayağından çıkarmadığı günler çok olmuş. Anlatsana oğlum, niye beni konuşturuyorsun?

–Ne konuşayım ki?

Burhan dondurmasını kaşıklamaya devam ederken, askerlik yaptığı yerlere şöyle bir gidip geldi. Uzanıp sırtını sıvazladım:

–Anlat işte oğlum.

–Anlatmakla biter mi baba? On beş ay işte! Hiç bitmez diyorsun başladığında. Sonra bir bakıyorsun ki su gibi geçmiş. Hayatın gerçeklerini acısıyla, tatlısıyla yaşıyorsun. Bazen bir gün, birkaç ay gibi geliyor. Bazen de aylar bir güne sığıyor.

Elindeki kaşığı bıraktı. Mustafa’nın omzuna dokundu;

–Mustafa, bak kardeşim! Güllük gülistanlık bekleme sakın. Yatmaya değil, askerlik yapmaya gidiyorsun. Alıştığın hayattan farklı bir ortam içinde bulacaksın kendini. Emir altına gireceksin. Öyle aklına her eseni yapamayacaksın. Bugün kıymetini bilmediğin pek çok şey, gözünde, burnunda tütecek. Ne kadar özenseler de analarımızın çorbasına benzemiyor içtiğimiz çorba. Bitmeyen eğitimler, koşturmalar, zor geliyor insana. Sen de yorulacaksın elbette. “Barışta ter dökmeyen, savaşta kan döker!” diye boşuna söylememişler. Zorlanacaksın ama sınırlarını geliştirmeyi de öğreneceksin. Sonra hava hep böyle sıcak olmaz. Yağmur yağar, kar bastırır, soğuktan tüfeğine yapışır ellerin. Ayakların donar, yürüyemezsin. Hele bazı geceler hiç bitmek bilmez. Uzar da uzar.

Mustafa’nın tavrı ve cevabı, bütün bunlara zaten hazırlıklıymış gibiydi:

–Sivilde de hayat çok farklı değil ki Burhan Ağabey. Ekmek aslanın ağzında! Öyle yan gelip yatarsan aç kalır, hiç doyuramazsın karnını. Odun kömür alamaz, donarsın soğuklarda. Akşam olunca çoluk çocuk ellerini dolu görmek ister.

Burhan, duymuyormuş gibi devam etti:

-Ordunun temel görevi, yurt savunması ama barış ortamında da milletinin emrinde ve yanındadır. Sosyal, kültürel, eğitsel, ekonomik her nasılsa işte vatandaşının arasında, çözümlerin tam ortasındadır.

Görev her yerden gelir; deprem olur asker koşar. Sel gelir asker koşar. Orman yanar asker koşar. Kolay değil vatanı, milleti korumak. Sana askerde unutamadığım bir anımı anlatayım .

17 Ağustos günü sabahı ülkeyi yasa boğan bir haberle uyandık. TSK vakit geçirmeden birlikler arasında görev bölümü yapmış. Komutanımız bizi öğlen toplayarak yeni görev yerimizin Gölcük ilçesi olduğunu, görevimizin enkazdan canlı insanları kurtarmak, deprem anında kendini dışarı atan insanlara, öncelikle iskan edecekleri yerleri düzenlemek ve iaşeyi sağlamak, en önemlisi de buradaki insanların moral motivasyonlarını düzeltmek olduğunu belirtti. Hazırlıklarımızı tamamlayarak Gölcük’e doğru yola koyulduk.

Gölcük’e girdiğimizde her yerin yıkılmış olduğunu gördük. Şehirde sağa sola panik halinde koşan insanlar, inleme sesleri, ağlamalar yükseliyordu. Bütün bu görüntüler moralimizi olumsuz etkilemişti. Askerdik ama duygularımıza zor hakim oluyorduk. Hepimizin tek bir isteği vardı o da enkaz altındaki canlı insanları çıkarmaktı. Her takıma ayrı bölgeler verildi. Bizim takım da diğer takımlar gibi büyük özveri ve disiplin içerisinde yılmadan çalışıyorduk. ilk gün canlı kalan insanlara ulaşmaya çalıştık. Önce canlı sonra cansız bedenlere ulaştık 4 ncü gün sonunda canlı insana ulaşma ümidimiz azalmıştı.

4 ncü gün çalışmaya erken başladık saat 10 gibi mola verdik. Susamıştık, yorulmuştuk. Artık canlı ümidimiz kalmamıştı. Takımdaki herkes durumu sessiz değerlendirirken birden Akın Çavuş ayağa fırlayarak “susun” diye bağırdı. Hepimiz Akın Çavuş’un yanına koştuk. Dikkatlice kulak verdik enkazın altından cılız bir ses geliyordu. Ardından komutanımız Yüzbaşı Hakan geldi. Aşağıdan gelen sesi o da duydu. Durumu değerlendirdi. Orda bulunan takım içinde en zayıf, en çevik olan bana enkaza girmemi ama dikkatli olmamı emretti.

Enkazın yüzeyinden bulduğum bir boşluktan aşağıya doğru inmeye başladım. Adeta tünelde ilerliyordum. Etrafta keskin kokular vardı ve nefes almakta zorlanıyordum. İçeri doğru;

-“Kimse var mı?” diye seslendim.

-“Buradayım” diye ağlamaklı bir ses duydum.

Duyduğum bu ses bana çok büyük cesaret vermişti. Sanki ses beni içeriye doğru çekiyordu. Elimde el feneri ile sürünerek sese doğru ilerliyordum ama bir türlü göremiyordum. Bir kere daha seslendim. Ve hemen araksından “buradayım amca”diyen küçük kızın sesini duydum. El fenerini sesin geldiği yöne çevirdim. Ve küçük kızı görmüştüm. Sürünerek yanına yaklaştım ve sonunda elini tutmayı başardım. Elleri titriyordu ve çok korkmuştu. 4 gündür ağzına bir şey koymamıştı. Bacağının üstünde çek yat bulunduğu için öylece oturmuş kurtulmayı bekliyordu. Çek yatı ayağının üzerinden kaldırıp onu kucağıma aldıktan sonra dikkatlice çıkışa yöneldim. Çıkışa yakın bütün takımın ve yüzbaşımın meraklı bakışlarını gördüm. Arkadaşlarımın yardımı ile enkazdan küçük kız ile birlikte çıkmayı başardık. Yüzbaşım küçük kızı kucaklayarak, ben içerde iken gelen ambulansa teslim etti. Dışarıda bekleyen halk, askerlere sarılıyor, “Helal olsun sizlere” diye haykırıyorlardı. Küçük kızın teyzesi bana sarıldı ve ağlamaya başladı. O zaman bende tutamadım ve ağladım.

Halkın bize yakınlığı ve güveni başta Yüzbaşımız olmak üzere hepimizi duygulandırdı. Türk Askeri olmaktan bir kere daha gurur duydum.

Mustafa’nın gözleri dolmuş ve dalmıştı. Burhan konuyu değiştirmek maksadıyla devam etti.

Bak Mustafa daha neler yapar Türk Ordusu dikkatli dinle!

İlçeleri, kasabaları, köyleri dolaşıyorlar. Okumak isteyen fakat imkanları sınırlı olan gençlerimize ulaşıyorlar. Onlara, karınca kararınca destek oluyorlar. Şimdilik sayı sınırlı elbette ama amaç çorbada tuz bulunsun. Okul formalarını, kırtasiye ihtiyaçlarını alıyor, onlara gönüllü rehber oluyorlar. Kendi bölgelerini ya da başka bölgeleri tanımaları için kültür gezileri düzenleyip ufuklarını açıyorlar. İhtiyaç sahibi vatandaşlarımıza sağlık hizmeti götürüyor, gıda ve yakacak yardımı yapıyorlar.

Engelliler için bir tekerlekli sandalyenin, bir işitme cihazının, bir koltuk değneğinin dünyaya bedel olduğunu biliyorlar. Asıl engelin yürekte olduğunun bilinciyle, temsili de olsa, onlara kısa süreli askerlik yaptırarak gönüllerini alıyorlar.

Köy sohbet toplantılarında, dünyanın gidişatı hakkında bilgi vermeyi unutmazlar. Toprağın işlenişine kadar, gübrelenmesine, hayvanların bakımına, sağlık kontrollerine kadar hemen her konuda yardımcı olurlar. Köylerin, içme suyu, yol, spor tesisi ihtiyaçlarını çözmeye çalışırlar. Okullara bakım yapar, okuma yazma kursları açar, kitap, harita, tahta, tebeşir, bilgisayar getirirler. Resmi nikahtan mahrum çiftlere bu fırsatı tanırlar. Sünnet düğünleriyle çocukları mutlu eder, bebeklere aşı, hastalara ilaç olurlar.

Mesleği öğretmenlik olan asker arkadaşlarımız, Mehmetçik dershanelerinde kısıtlı imkanları olan genç kızlara, delikanlılara, liselere, üniversitelere hazırlık kursları verirler.

Mustafa yine atıldı:

–Bizim komşunun oğlu Hüseyin’in, askerden döndükten sonra ziyaretine gittim. Teröristlerle çarpışırken vurulmuş, hafif aksıyordu; ama hiç aldırmadığını gördüm. Tedavi edip moral verdikleri bir merkez varmış. Orada çok iyi bakmışlar ona. Bütün personel arkadaş gibiymiş. Fotoğraflarını da gösterdi. Bu merkezde dans ederken çekilen ve gazetede çıkan bir resmini de çok beğeniyordu. Onu büyütüp, madalyasıyla beraber duvarına asmıştı. Bir yanında sarı saçlarıyla güzel bir hemşire kız, diğer yanında bir koltuk değneği. Üzerine de şöyle yazmıştı; “Ayağım değil, canım feda vatanıma!”

–Helal olsun bu arkadaşıma. Ordumuz da bu uğurda elini, kolunu, bacağını dağlarda, bayırlarda bırakan gazilerimizi ya da canlarını hiçe sayan şehitlerimizin yakınlarını sahipsiz bırakmıyor. Çünkü biliyor ki asker vurulunca değil, unutulunca ölür. İşte bu yüzden, ülkesi ve milleti uğruna canlarını feda eden şehitlerimizin, şehitliğe götürülüşlerinden, mezar taşlarına kadar yapılacak her ne varsa o eli öpülesi şehidin şanına yakışır şekil ve ciddiyette yapılıyor, yaptırılıyor.

Geride kalanlar da unutulmuyor tabi. Mutlaka oğullarının yeri tutulmuyor ama acılı fakat mağrur anne babanın maddi manevi tüm ihtiyaçları karşılanmaya çalışılıyor. Onlara, vatana feda olsun dedikleri oğulları yerine oğul, eşlerine ağabey, çocuklarına da kol kanat olunuyor.
Gazilerimizin de şifa bulup en kısa zamanda sağlıklı yaşama dönebilmeleri için ne gerekiyorsa yapılıyor. Bakım ve tedavileri olabilecek en üst seviyede yerine getiriliyor. Bu devlet, askerine vefa borcunu ödeyemeyeceğini biliyor ama çaresiz bırakmamayı, ele güne muhtaç etmemeyi de biliyor.

Burhan’ın şefkat dolu yüreğinden geçenler, dudaklarında şekillenmeye devam etti. Annesi şimdi kesin aklından, “iyi ki doğurmuşum oğlumu” diye geçiriyordur diye gülümsedim. Devam etti anlatmaya;

–Çıkar üç beş yalancı; basit ve uydurma senaryolarla moralini bozmaya kalkar. Zamanında atışmıştır askerde birisiyle, bunu bütün camiaya mal eder. Küfür, dayak gibi insana yakışmayan ve asla onaylanamayacak tuzaklara düşen bir iki yanlış insanı örnek gösterip büyüttükçe büyütür. İşte böyle durumlarda aklımızı, tek vücut olmaya adanmış inancımız korur. Bu inanç döner dolaşır; ama hep içimizdedir. Hiç terk etmez bizi. Çünkü sağlamdır temeli, dayanıklıdır. Her yiğidin harcı değildir onu sarsmak.

Dalıp gitmişti oğlum. Belki de şimdi, askerde kendisine verilen takdir belgelerini düşünüyor, nedenlerini hatırlıyordu. Çerçeveletip odasına asmış, gözü gibi bakıyordu onlara. “Hepsinin de ayrı bir hatırası var!” derdi. İşte şimdi fırsatını bulmuş anlatıyordu bu hatıraları:

–Silah arkadaşlığı bambaşkadır. İçtiğiniz su bile ayrı gitmeyecek. Kendi öz kardeşinden ayırt edemezsin onları. Bir elin parmakları gibi işte. Aklından geçeni okursun. Ne istiyor, ne derdi var, hiç konuşmadan anlarsın.
Komutanlar askerlerini vatan savunması için yetiştirip hazırlarken, saçlarının bir teline bile zarar gelmesini engellemeyi görev bilirler. Aldıkları yıllar süren eğitimin asıl amacı da budur.

Bak bunla ilgili gerçek bir olayı arkadaşım Murat’ın ağzından anlatayım sana :

–İç güvenlik görevini icra ederken helikopterler birliği uygun bir yere bırakmışlar. İnilecek yer alçak ve düzmüş. Etrafta da oldukça terörist varmış. Bu yüzden birlik teröristlerin etkili atışı ile karşılaşmış. Kurşunlar Bölük Komutanı Yüzbaşı Uğur’un etrafına düşmeye başlamış. Tam bu sırada Uğur Yüzbaşı’nın yanındaymış Murat ve kendine bir mevzi bulmadan komutanının önüne çöküp ateş etmeye başlamış. Uğur Yüzbaşı bu durumdan huzursuz olmuş. Çok sevdiği Er Murat açık hedef olarak kendi önünde durmaktaymış, Uğur Yüzbaşı tereddüt etmeden yere yatmasını emretmiş, fakat Murat aldırmadan ateş gelen yere canı pahasına ateş etmeye devam etmiş.

Mustafa heyecanlanarak sordu :

–Sonra ne olmuş? Yoksa Murat şehit mi oldu?
Burhan sakin bir sesle “dur bak dinle” dedi.

–Uğur Yüzbaşı sert bir ses tonu ile emrini tekrarlamış: “Sen benim emrimi duymuyor musun, Murat ? Tam siper” diye emir vermiş.

–“Komutanım ben yatarsam siz vurulabilirsiniz” der ve ateş etmeye devam eder.

–Bölük Komutanı dayanamayarak Murat’ın ve kendisinin durumunu düzeltmek amacıyla ateş ederek açılır. Bütün birlik, erini korumaya çalışan bir komutan, komutanını korumaya çalışan kahraman erin, kurşunlar altında yapılan savaş dansını görür. Bu manzaradan sonra birliğin personeli aslanlar gibi mücadele ederek teröristleri etkisiz hale getirirler. Türk ordusunun şanlı tarihinde bu olayın benzerlerinin niceleri mevcuttur.

Mustafa nefesini tutmuş dinliyordu. Bir yandan da sanki hayal kuruyordu. Ben anlatmaya yine devam ettim.

Kolay değil insanı yönetmek. “Gerçek okul kıtadır!” Burada işler kitaplardaki gibi gitmez. İnsan hayatın gerçekleriyle karşılaşır. Tecrübeler birbirine eklenmese iki adım atılamaz yollarda.

Bu cümlesinde ister istemez yola doğru kaydı gözleri. Sonra tekrar döndü masamıza:

–Bizler gün sayıyor, bitiriyoruz; ama onların işi bu. Bir ömür harcıyorlar bu uğurda. Canlarını, bizimle birlikte namlunun tam ucuna koyuyorlar.

Sohbet içtenlikle devam ediyor, Burhan coştukça coşuyordu:

Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla yorulmazlar. ATATÜRK

–Asker ocağında, askere gelinceye kadar yanlış ortamlarda bulunmuş bir iki arkadaş vardı aramızda. Aynı şekilde devam ediyorlar. Kafalarına birçok uydurma safsata doldurulmuş, kandırılmış, kin ve öfkeyle büyütülmüş, sevgi nedir unutmuşlar! Bunlara askerlik ne yapsın? Değil on beş ay, on beş yıl silah altına alsan bile değiştiremezsin bu şartlanmışları. Adam inandırmış kendisini bir defa yalanlara. Ne yapsan nafile! Bir çuval pirinç içinden bir avuç taş da çıkıyor işte!

Elini yumruk yapıp, yavaşça vurdu masaya:

–Askerliğini kâğıt üzerinde yapıyor. Yüreğini, bileğini koymuyor yani. Sokmuyor elini taşın altına. Askerlik bitince de bire bin katıyor. Altına imza atamadığı, adını bile yazamadığı zehirler akıtıyor dilinden. Onun bunun karalamalarına sermaye oluyor. Arkadaşlarını satıyor yani! Yine de farkında değil. Böyle mangalda kül bırakmayanlara, kanlarını bayrak yapan nice gazinin, nice şehidin hatırası adına “Yazıklar olsun sana be adam!” diyeceksin. “Sen ne utanmaz adamsın!” diyeceksin. Gerçi bunlar adam bile değil ya!

Mustafa kaşlarını indirip başını öne arkaya salladı. Yüzü asılmıştı. Yumruğunu sıkıp biraz yüksekçe bir sesle haykırdı:

– Ne adamı, değil tabii ki! Eğer bu, gelip geçici bir anlık öfke ise anlarım belki! Yok, iyiden iyiye düşmanlık ise, işte bunu asla affedemem.

Oğlum bu cümlelerden güç almışçasına devam etti anlattıklarına:

–Bahaneleri hep hazır! Ağızlarda sakız olan bir cümleyi kullanıyorlar; “Ruh sağlığım bozuk!” Bozmayacaksın kardeşim! Kolay kolay salmayacaksın kendini. Hüner bileğine, yüreğine sahip çıkabilmekte! Rahat ortamda herkes korur aklını. “Su uyur, düşman uyumaz!” demişler. Askersin sen, iki silah sesine yenik düşmeyeceksin. Bir müziğin notaları onlar. Ufak tefek lafa söze de aldırmayacaksın. Sivil hayatta yan gelip yatıyor muyuz sanki?

Mustafa başıyla onayladı onu. Burhan da aynı tavırla devam etti:

–Sabırlı ve geniş yürekli olacaksın biraz. Ekmeğini yediğin sofraya ihanet etmeyeceksin. Bu mu erkeklik? Yalanlar söylüyor. Malda mülkte gözü olmayan, paraya pula tenezzül etmeyen günahsızları suçluyor. Neden? Çünkü temeli bozuk! Çünkü niyeti bozuk! Çünkü kendi varlığından başka hiçbir değere inanmıyor. Renk, din, ırk ayrımı gözetmeden, milletimizin kötü kaderini değiştiren Mustafa Kemal’e de inanmıyor.

Burhan konuştukça coşuyordu. Haklıydı da! Atatürk konusunda suçun bir kısmı da bizdeydi. Resimlerini duvarlara, rozetlerini yakalara asmak, On Kasım’larda “Atam sen ölmedin!” deyip, araba kornalarına basmak yetmiyordu. Onu iyice anlamadan, tanımadan bir iki günlük yas tutmak ya da ateşli bir savunucusu görüntüsünde nutuklar atmak da çözüm değildi. Yaptıkları milletimiz için neyi ifade ediyor, ne var bunların özünde? İşte bu soruların cevaplarını bulmak, öğrenmek ve öğretmek gerekiyordu. Onun sınır tanımayan hoşgörüsünden başlayabilirdik belki. Düşman askerlerinin mezar taşlarına bile şöyle yazdırmıştı:

“Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar; burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçik’lerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar; göz yaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”

Elbette sadece hoşgörüsü değildi hatırlayacaklarımız. Kurtuluş parolamızı da o vermiş, “Ya istiklâl, ya ölüm!” demişti. Varolma mücadelemizde bize rehber olan bu söz, sonradan kaynağını hayatın gerçeklerinden alan yeniliklere de açacaktı kapılarımızı. Bu yenilikler hemen her alanda kendini gösterdi; “Cumhuriyet ilan edildi, saltanat kaldırıldı, çağdaş eğitim benimsendi, kadınlarımız eşitlik kazandı, anayasamız düzenlendi, ufkumuz açıldı.”

Bir imparatorluğun kalıntılarından bağımsız bir devlet böyle doğdu, böyle filizlendi. Bu filiz, akıl ve bilim güneşiyle yaprak verdi. Milletin alın terleriyle sulandı, büyüdü. Mehmetçiğin sabrıyla çiçek açtı. Bu sabır, Türkiye Cumhuriyeti’ni yarattı. Bu sabrın örnekleriyle doluydu tarihimiz. Gözlerimin önünden yüzlercesi geldi geçti. Oğlum Burhan’ın lise yıllarında oynadığı bir piyesi hatırladım. Yaşanmış bir olaydı. Ne güzel canlandırmıştı yaralı askeri;

“Sakarya Meydan Savaşı’nın bittiği gün komutan İsmail Hakkı Bey, bir keşif kolu çıkarır, şehitlerin gömülmesini, yaralıların toplanmasını ister. Sonradan kendisi de savaş alanında dolaşmaya başlar. Bir su birikintisinin yanında bitkin, yaralı bir Mehmetçiği boylu boyunca yatarken görür. Hemen sorar:

–Ne zaman yaralandın oğlum?

–Üç gün oldu komutanım.

–Ne yaptın bunca zaman? Ne yedin, ne içtin?
–Açlık dayanılmaz olunca bir avuç su içiyorum.

–Ne istersin, ne yapayım senin için?

–Bir şey istemem komutanım. Yalnız kıtama haber verin, firari olmayayım. Beni kaçtı sanmasınlar, anam babam utanmasın!”

Bu yaralı askerin komutanı olsaydım, ona şöyle cevap verirdim;

“Dünya tarihi, vatanı uğrunda senin kadar kanını döken bir millet evladı daha gösteremez. Senin kadar kimse kendi vatanına sahip olmaya hak kazanmamıştır. Bu vatan ya senindir, ya da hiç kimsenin!”

HAYIRLI TESKERELER

Burhan’ı alnından öpmek istedim; ama yapmadım…

Nurhan, bir dondurma daha istedi. Bu defa da “Külâhta olsun.” dedi. Oysa bademcikleri vardı ve yazın ortasında bile şişer, yorgan döşek yatardı. Sesimi çıkarmadım. Ben de bir soda istedim. Mustafa hâlâ oğlumun anlattıklarını dinliyordu. Yemeyi unuttuğu dondurması erimiş, kaşığı ise elinde kalmıştı. İyi bir dinleyiciydi.

Köylerde ziraatı anlatırken konuşulanları umursamayanlar çıkar, başka şeyle ilgilenirlerdi. Dikkatim dağılır, kendimi anlattıklarıma veremezdim. Mümkün olduğunca o yörenin aksanına uygun bir dil kullanmaya çalışırdım. Anlattıklarımın onların ihtiyaçlarına cevap vermesine dikkat ederdim. “İnsanın gözü karanlıkta da, aşırı ışıkta da iyi görmezmiş!” Bu yüzden ölçülü konuşurdum. “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar!” gibi konuşmamaya özendiren, “Söz gümüşse sükût altındır!” gibi sessizliği öneren yanlış ata sözlerimizin arkasına sığınanlar olurdu. Konuşmayarak neyi halledebilirdik ki? “Kişi kendini bilmek gibi irfan olmaz!” demişler. Şair Yunus da yüzyıllar önce söylemişti işin doğrusunu;

“Sözünü bilen kişinin
Yüzünü ağ ede bir söz
Sözünü pişirip diyenin
İşini sağ ede bir söz
Söz ola kese savaşı
Söz ola kestire başı…”

Burhan da, askerlik süresi boyunca dersler çıkaran her Türk genci gibi, şimdi Mustafa’ya ağabeylik yapıyor, nasihatler veriyor, işin doğrusunu söylüyordu:

–“Limanda bekleyen tekne güvendedir ama hareket etmezse çürümeye de mahkumdur.” Öyle her şey kâğıt üzerinde halledilmiyor ki! Kim ister, insanlar yaralansınlar, ölsünler! Keşke çözüm bulunsa da savaşlara gerek kalmasa. Ama gerçek öyle değil. Her ülke silahlanıyor. Çünkü sadece mücadeleyi göze alanlar ayakta kalabiliyor. Barış için her türlü gayret gösterilecek. Eğer çözüm bulunamazsa, işte o zaman savaşılacak.

Biz bu toprağın çocuklarıyız. Memleketin neresindeyiz, nereliyiz, hangi şehirdeniz ne fark eder? Analarımız bizi zor günler için doğurmadı mı? Bazılarına inat, gerçekten kanımız, canımız helâl olsun vatana. Hele hele; “Aman canım! Vatan, Millet, Sakarya! Bu sadece bir edebiyat ve angarya!” diyenlere inat!

O Kürt, bu Laz, şu Çerkez olur mu? Sen Alevisin, ben Sünni’yim denir mi? Hepimiz tek isimde birleşmedik mi? Tarih bize bu millet parçalanmadan yok edilemez dersi vermedi mi? Mustafa Kemal de bu topraklar üzerinde ortak yaşama arzusu duyan herkese “Ne Mutlu Türküm Diyene!” haykırışıyla uzatmadı mı ellerini? Biz hep aynı cevherin damarları değil miyiz? “Yalnız taş duvar mı olurmuş! Yalnız ağaçtan orman mı olurmuş!”

Burhan’ı alnından öpmek istedim; ama yapmadım. Annesi elini oğlunun elinin üzerine koydu. Sonra, ince uzun parmaklarıyla onun yüzünü okşadı. Ne güzel, ne narin elleri vardı eşimin. Zaten oldum olasıya kendisi de çok narin, çok hassas, çok duygulu bir kadındı. “Benim aslan oğlum, canım oğlum!” dedi. Mustafa ve Nurhan biraz kıskanarak baktılar. Diğer oğullar geldi aklıma. Diğer aslanlar geldi. Çanakkale’de şehit düşen Atğm. Ahmet Tevfik için, ağabeyinin yürekleri sızlatan mısraları geldi;

“O kadar yandı mı bağrın ey çocuk?
Ecelin sunduğu şerbeti içtin!
Sırayı, saygıyı unuttun çabuk
Sebep ne ağandan ileri geçtin…”

Eşim koluma girdi. “Yoldan geldiniz, yorgunsunuz, haydi kalkalım.” dedi. Burhan, hesabı ödemek için kalktı ayağa. Birden, o sevimli yüzüyle otobüsteki Karadenizliyi hatırladım. Gülerek, garsona alma işareti yaptım. “Ben varken sen nasıl hesap ödersin!” diye seslendim. Aslında o, maaşa geçtikten sonra annesine benden gizli paralar veriyor, “Çarşıya gidersin, harçlık yaparsın!” diyordu. Kız kardeşine giysiler alıyor, okul ihtiyaçlarına yardım ediyordu. Hoşuma da gidiyordu doğrusu. Haberim yokmuş gibi davranıyordum. “Babası oğluna bir bağ bağışlamış, oğlu babasına bir salkım üzüm vermemiş!” diyenleri yalancı çıkarıyordu.

Hesabı ödedim. Servisi yapanlara da bahşiş bırakmayı unutmadım. Kalktık. Askerler nöbet değiştiriyordu. Ne güzel yüzleri vardı. Sanki her biri damat gibiydi. Bu üniforma delikanlıların yüzlerine ayrı bir güzellik, bir ışık katıyordu. Bizim asker de, özenerek baktı onlara. Eve geldik. Vakit ilerlemişti. Yattık. Sabah kahvaltıda Mustafa’ya “İyi uyuyup uyumadığını” sordum. “Rüya bile gördüm!” dedi. “Hayırdır!” dedim, anlattı:

–Daha önce bir tecrübem hiç olmadı; ama rüyamda at yarışı oynadım. Garip tesadüfler oldu. Güya bizim hanımla on bir yıl önce evlenmişiz. Ayın da on biri. Saat tam on bir. Yarışta da tam on bir at var. Bunun bir mesaj olduğunu düşünerek bütün paramı on birinci ata yatırdım.

Merakla Mustafa’yı dinliyordum, hemen sordum:

–Yapma yahu, iyi kazandın mı bari?

Kafasını iki yana salladı:

–At, on birinci oldu Metin Ağabey!

O gülmeye başlayınca ben de, hanım da dayanamadık. “Sonra ne yaptın?” dedim. “Aldırmadım! Çoluk çocuğunun hakkından çalıp da şans oyunları oynamak kime yaramış ki, bana yarasın! Zaten büyük ikrâmiye bende, Zeynep’im var ya!” dedi. “Akşam çocuklara anlatırım bunu.” dedim. Oralı bile olmadı. Kızım okula, oğlum da işine gitmişti. Ben ise emekliliğimin tadını çıkarıyordum. Eşim, Mustafa için hazırladığı börekleri paketledi. “Anneninkilere benzemez; ama afiyetle ye!” dedi. Delikanlı altta kalır mı? Hemen yapıştırdı cevabı: “Zeynep de çok güzel börek yapar. Hele baklavayı çok iyi açar. Anlatmış mıydım Metin Ağabey?” dedi. Gülümsedim, başımı salladım. “Evet, anlatmıştın.” dedim. Sonra böyle söylediğime pişman oldum! Zeynep’ten bahsederken mutlu oluyordu. Bıraksaydım bir kez daha anlatsaydı.

Eşimin elini öptü. “Rahatsızlık verdim size. Sağolun!” dedi. Çıktık. Arabama bindik. Gideceğimiz yer belliydi. Etrafı süzmeye başladı. Bir süre konuşmadık. Yollar tenhaydı. “Bugün ilk günün tertip. Gözlerini kapat, açtığında askerliğin bitmiş olacak!” dedim. Kapattı açtı. Birkaç defa da tekrar etti. “Olmuyor!” dedi. Sonra gülerek ekledi: “Şaka bir tarafa Metin Ağabey, çabuk geçsin de boşuna geçmesin!” Sustuk. Elini cebine atıp cüzdanını çıkardı. Fotoğraflara şöyle bir dokundu; okşadı, açmadı. Göz ucuyla bana baktı, herhalde utandı. Sonra tekrar koydu yerine.

Nihayet birliğin kapısına geldik. Kalabalıktı. Nizamiyede görevli askerler, yeni gelen arkadaşlarına yardım ediyor, seyyar satıcıların da sesleri yükseliyordu. Aileler, eşler, arkadaşlar, sevgililer oradaydı. Uzun, kısa, zayıf, şişman delikanlıları öpüyor, sarılıyorlardı. Arabayı park ettik. Çantayı ben aldım. İstedi, vermedim. Bir ucundan da o tuttu. Yürüdük. Kalabalıkta ağlaşanların, gülüşenlerin arasından geçtik. Bir iki adım sonra dört yüz elli gün başlayacaktı. Gerçi yolculuk boyunca biz Mustafa’ya zaten yaptırmıştık askerliği. Hem de ne sıkı askerlik! Gürbüz Bey’i, Nermin Hanım’ı hatırladım. Durduk. O elimi, ben de onu öptüm. Bir şeyler söyleyeyim dedim, beceremedim. Zaten onun da konuşmaya mecali yoktu.

Başını kaldırıp kuşlara baktı. Alnı yine terlemişti. Bana doğru bir adım attı. Gözlerini gözlerime dikti ve kollarını açtı. Uzun uzun sarıldık. Sıcak nefesini hissettim:

–Metin Ağabey, helâl et hakkını!

–Helâl olsun, oğlum!

Eğildi, çantasını alıp omzuna astı. Yavaşça döndü. Büyük demir kapıdan içeri girdi. Arkasına bakmadan yürümeye başladı. Güneş vurunca gölgesi yandaki duvara düştü. Bu gölgeyi, Kocatepe Sırtları’ndaki Mustafa Kemal’e benzettim. İşte şimdi yeni bir Mustafa da kışlasına yürüyordu. Dudaklarımdan hecelenerek dökülen sözcüklerle uğurladım onu:

–Alnın ak, yolun hep açık olsun oğlum. Unutma sakın! Zeynep sana baklava açacağı günleri bekliyor.

Hayırlı teskereler…

HOSGELDINIZ (WELCOME)

Lutfedip,bana ulastiniz,tesekkur eder,sevgi,saygi ve selamlarimi sunarim.
Bu alan,bana ulasmada istasyon” amacli olusturulmus,diger alanlarda oldugu gibi Buket Turkay postaci,ilker Alptekin yonetici olarak gorevlendirilmiztir.
Lutfen sosyal aglarda kisisel bilgilerinizi,birtakim serefsizlerce kullanilmamasi icin vermeyiniz,ozen ve dikkatli olunuz.
Ozen ve dikkatli olmaniz icin,arzu edilmiyerek sunulan linklerimiz icin,iletisim bloggerinin sag dikey cubugunda asagiya dogru baglantilari verilmis tum alanlarimizi,duvarlarimizi gruplara sevk edilen iletileri bastan,sona ozen ve dikkatle okuyup,okutunuz,PKK durtmesi,ornek derseniz Ozkan Bostanci serefsizi,benzeri,cetesi ve Turkcell izmir teknik servis calisani,Belgin isimli,iffetsiz tacizci vb.gibi internetteki KADROLU serefsizlere,surtuklere karsi,ozen ve dikkatli olmalari icin dostlariniza oneriniz.Allah’a emanet olunuz.
Turk olmak;Guzel ahlak,Allah korkusu,kuldan utanma duygusu,insanca davranislar hanimefendi ve beyefendi olma hali namus,seref,herseyden ote yuksekmi,yuksek karekter gerektirir.Bu nedenle Ataturk NE MUTLU TURKUM DIYENE demistir.


http://www.facebook.com/muammer.sezer6
http://twitter.com/muammersezer
http://muammersezeriletisim.blogspot.com/
http://tr.linkedin.com/in/muammersezer/
http://www.youtube.com/user/muammersezer/
http://muammersezer.wordpress.com/
http://groups.google.com.tr/group/muammer-sezer-duyuru
https://wowturk.wordpress.com/
http://muammersezer1.wordpress.com/

http://yusuf-bostanci-tacizciibnesipic.blogspot.com/
http://ozkanbostanciibnesipkknintakendisi.blogspot.com/
http://ozkanbostanciserefsizinitanimak.blogspot.com/
http://uk.groups.yahoo.com/group/muammer-sezer-ilker-alptekin/

TURKCELL IZMIR TEKNIK SERVIS CALISAN BELGIN ISIMLI IFFETSIZE,TURKCELL’E GONDERMELER
http://twitter.com/kemeraltiiscisi/
NETLOG Alanini,henuz olusturup sizin icin guncelledik.
MP3 Marslar,begeneceginizi umdugumuz dinletiler,karma gorsellerle videolar,E-Kartlar yuklenmistir,Muammer SEZER Demokrat partinin hazin halini,bu alanda ozetlemistir
Arz eder,saygilar sunarim
Buket Turkay
Secretaryship

Lütfen http://vk.com/muammer.sezer linkine tıklıyarak gideceginiz istasyonda,sunucuda hesabınız varsa giriş yaptıktan sonra tacizlerle ilgili “dökümanlar” menüsüne yüklü özet bilgi sunumlarina,(bu alana videolar zil sesi yapmanız için indirebileceginiz marşlar ve birkaç dinleti yüklüdür) arzu edilmiyerek sunulan diger linklerimize Facebook notlar menüsüne,Facebook görsellerde “Facebook kullanıcılarının dikkatine” başlıklı klasöre bloger alanlarina,bu alanlarda arzu edilmiyerek sunulan linklere wordpress alanlarına bakınız.
Rahmetli Cumhurbaşkanım Rauf Denktaş’ın (Nur içinde yatsın,mekanı cennet oksun) Muammer bey’e gönderdigi kendi kaleminden KKTC Gerçegini içerir hiçbiryerde bulamıyacagınız tarihi nitelikli belgeler vk,SkyDrive ve Google Drive alanlarına indirip arşivinize almanız için yüklenmiştir.Bugüne kadar,bize alçakça bozdurulan arzu etmedigimiz uslubumuza katlandıgınız,tahammül gösterdiginiz için teşekkür eder..
Uslubumuzun bagişlanmasini diler saygilar sunarim.
Buket Turkay
Secretaryship from Kadiköy-istanbul

Telefonla döndügüm Muammer Sezer beyefendi üzüntülerini ifade eder,”dünyada en kötü şey’in namus ve şeref fukaraları ile Türkcell izmir müşteri hizmetlerinde teknik servis çalışanı sigortasız zevk işçisi kerhane çalışanı belgin isimli yırtık dondan çıkmış Allah korkusu,kuldan utanma duygusu bilmeyen fahişenin,fahişeliklerine muhattap olmak ve hayasızca taciz edilmek der (Bu fahişe şuanda bunları yazarken okuyor) Başta pek kıymetli Sayın.Bakanım beyefendiye Sayın.Aziz Yıldırım başkanım beyefendiye pek kıymetli hanımefendi ve beyefendi arkadaşlarımıza anonim izleyicilerimize bize sabır diyen güvenlik güçlerimize başarı dileklerimi,en içten sevgi,saygı ve selamlarımı sunar,iyi haftalar dilerim lütfedip kabul buyursunlar” der,iletmemi arzu eder.
Buket Turkay secretaryship from Kadıköy-istanbul
Sanıyorum burya kadar..Muammer bey’e,sanki sormuşuz gibi belgin adresinden “izmir’deyim” şeklinde gel beni bul herbiryerimi becer der gibi eposta gönderen (eposta bizde Turkcell eskiden bu uzantı ile eposta hizmetide veriyordu bu namussuz,onbinlerce çöp ile’ki disklerde kayıtlı taciz edince çıktık onlarca eposta adresini hesaptan kapattık.Muammer bey’in ünimesaj kutusunun (eposta,ses ve faks mesajlar için) şifrelerini içerden alıp,kutuya girerek mesaj bile bıraktırdı,sorunu Turkcell’e bildirip bu servis aboneligini sonlandırdık,bir süre sonra Turkcell bu servisi kapattı sunucu olarak şikayetimizi dikkate alıp,bu ünimesaj kutusuna nasıl girilmiş sorumuza cevap verilmedi,Bu operatörde hiçbirşeyiniz güvende degil,rehbere kaydı,hiçbiryrde bankalar dahil tanımlı olmayan numaralar it’e köpege satılıyor.Tüm bunları bu fahişe ve çetesi yapıyor,telefonlar taciz ettiriliyor.Polis bu çeteye birgün süpürge operasyonu düzenlemeli,karyolasına alıp becermelidir)
Bu köpegin Allah belasını içindeki Allah korkusunu,kuldan utanma duygusunu silerek vermiş.izmirli Kemeraltı out,Türkcell in bu serviste birtek ruh hastası Belgin var o’da bu iffetsiz fahişe,gerisi size kalmış.Ok :D
Bu fahişenin Muammer bey’e attıgı bir epostanın konu kısmına dikkat ediniz hemidende ingilizce “Beni iyi becerdiler,sularım sellerim kesildi,bacaklarımın üstünde zor duruyorum” şeklinde,bizde mesajıda var,izmirli daha ne duruyon çok elverişli,çok..
Buldugun yerde,buldugun yerde,tuttugun yerde..

Google + için youtube ve bloger alanına gidip dügmelere tıklayınız.
Birkısmı çok eski,birsürü alan bu Türkcell izmir müşteri hizmetlerindeki teknik servis çalışanı Belgin isimli fahişe nedeni ile mezarlıga dondü,hiç kullanmadıgımız eposta gondermedigimiz hesaplari bile daha oluştururken izleyip taciz ediyor,bütün posta akışımızı kesti bu fahişenin kör testereli,kör kasaturalı birilerinin elinden gebermesini diliyoruz,inşallah içine kendi girer ben sadece bir ikisini yeniden düzenlemek istedim profil resimlerini degiştiriyorum..
Biz bunları beyefendinin ifadesi ile “bize ulaşmada istasyon amaçlı” diyoruz.
Gelip,giden başımıza neler gelmiş görsun.
Bakın yukarıda bu fahişe posta akışımızı kesti diyor vb.Yazıyorum arkasundan hemen #NurullahAydın nurullahaydın94 adresinden bize posta gönderiyor,veya göndertiyor.Hiç böyle fahişe gördünüzmü bize bütün hesapları kapattırıp internetten çıkarttıracak fahişe,biri şu fahişeyi gebertin dua edecegim.
Buket Turkay secretaryahip emniyete bu yazi ile birlikte bu fahişeyi gönderiyorum şu uslubuma bakarmısınız utanıyorum,bizi utandırmak içinmi bunları yapıyor,polis!
Bu bir hötverenlik,fahişe olmak..

https://drive.google.com/?tab=wo&authuser=0#my-drive
http://muammersezeriletisim.blogspot.com/
http://muammersezer1.wordpress.com/
http://muammersezer.wordpress.com/
http://tr.netlog.com/muammersezer
https://skydrive.live.com/?cid=115aa2ae5b1c1b4d
http://instagram.com/muammersezer_/
http://www.youtube.com/user/muammersezer
http://tr.linkedin.com/in/muammersezer
http://twitter.com/muammersezer
http://tr.foursquare.com/muammersezer

https://www.facebook.com/muammer.sezer6
http://muammersezer.tumblr.com/
http://www.stumbleupon.com/stumbler/MuammerSEZER

ııı

Muammer bey’den,dip not olarak sablon haline getirdigimiz bir gonderme amanim ne gonderme,ne gonderme!..
Ben dogdum;henuz Allahuekber diyip ismimi kulagima fisildamamislardiki o’minnacik ellerime benim sanli Turk bayragimi tutusturdular.Yav ben ninni bekliyorum,ninni yerine bizim lambali radyo istiklal marsi,Harbiye marsi,Onyil marsi,Vardar ovasi,Fenerbahce marsi caliyor.O Vakitler henuz icadedilmemis,bebe bezi yok.
Beni sari,laci kundakladilar..
O alcak,kahpe,hain,bolucu durtmeler kim?..

Guldurme benii. :)
MUAMMER SEZER

22
Nis
14

23.Nisan Coşku doluyor insan 23.Nisan milli egemenlik ve çocuk bayramınızı kutlarız.What is pk k?Buket Turkay secretaryship from istanbul

https://www.facebook.com/muammer.sezer6
https://twitter.com/muammersezer
http://vk.com/muammer.sezer
http://muammersezeriletisim.blogspot.com.tr
Şıst,şıst millet bu postada bazi göndermeler aşagıdan yukarıya dogru tugla şeklindeki yorumlar eklenmiştir.
imla hatası aramayınız.Ne diyoruz ona bakınız.Ok.Buket Turkay secretaryship from istanbul
Bozdurulan sinirlerimizi ve usluplarımızı bagışlayarak,başımıza neler gelmişi ögrenmek için..
imkan ve kabiliyeti olanlardan yardım dileniyoruz..
Lütfen cep telefonlarına kasten gönderiler,cihazları kullanılmaz hale sokan sms vb. mesajları durdurunuz.Size dua edelim.Bu mesajlar hangi ahlak anlayışı ile kasten göderilir.
Şişme kadın vb. kazandınız şeklinde mesaj gönderen şerefsizlerin bunların biz müşterisimiyiz?.Ahlaki degerlere önem verenler kızlı,erkekli olmaz deyip ahlak dersi verenler önce bu ve benzeri mesajlara dur demelidir.Bu telefonları kim nasıl insanları taciz için tahsis eder.Takdirlere arz etmeyi fayda mülahaza ettim.Bu tür mesajlar geldiginde meraklı eşiniz,çocuklarınız görse ne olur..Müşterimiz diye geliyor.

http://muammersezeriletişim.blogspot.com/

23.Nisan.Milli egemenlik ve çocuk bayramınızı en iyi dileklerimle kutlarım.
Başari dileklerimi..
En içten;sevgi,saygı ve selamlarımı sunarım..
Lütfedip,kabul buyurunuz..
Pek kıymetli Sayın.Cumhurbaşkanım özlemle ellerinizden öperim..

Muammer Sezer,
Efendim.. :)
NOT:Bizim millet Muammer bey’in hastası var,önümüzdeki toplantıyı öteledik,cep’lere bilgi notu gönderiyorum.
Buket Turkay Secretaryship

Haftaya şampiyonlugumuzu bu yaglı boya eserimle kutluyoruz..
Türkiye’mize adalet,adalet hanıma adalet,Fenerbahçemize Sayın.Aziz Yıldırım başkanım beyefendiye adalet..
Adalete “Fener” yak.Buket Turkay secretaryship from Kadıköy-istanbul

Adalete “Fener” Yak.

AAA

Dur yolcu,dur neden askerini,polisini koruman “Gözbebegim” demen gerekiyor?

AA

BB

CC

Demokrat partide han’cı,yetmedi hala Demirelci..
Demokrat parti kapısına bir şişe kolonya,peçete koli,koli konduları koyup KIRAT’a bir inip,bir binmeyi “Kurtarıcı” olmak zanneden aslında parti parasını,mallarını satarak zıkkımlanmak olan deyyusları Sayın.Cumhurbaşkanım Demirel beyefendinin pek degerli şahsında şahsım ve arkadaşlarım adına şiddetle ve nefretle lanetlerim.
Kırat’ın sırtı yapış,yapış döşekte döşek bu hain heyeti taşıyamıyan bu sebeple çöken karyolada bile degil yerdedir.Pek kıymetli Sayın.Cumhurbaşkanım Demokrat partide döşek yerde.Arz ederim.

Sayın.Başkanla aynı yerde duruyoruz..
“SANDIK DEMOKRASIDIR,SANDIGA SAYGILI OLUN” Diyenlerden,bizim sandıgada saygı gösterip..
Ezici çogunlukla Fenerbahçe kongresinde başkanlıga yeniden seçilen Sayın.Aziz Yıldırım beyefendiyi tebik etmelerini beklerdik.Zatıallerinin demokrasi anlayışı bu ise suistimallere karşı tutumları dahil benimsemiyoruz..

Canım kardeşimi anmadan olmazdı..

Şıst,şıst il’lerimize bizde ne sinir,ne uslup kaldı bizi şahsımıza yakışmayan anladıkları lisan olan uslubumuzu bagışlıyarak oku bizim millet burada okuyacagınız gibi bazı Turkcell uzantılı telefonları tanımlı oldugu hesaplarda sadece şifre dogrulamada sms engelini birkaç saniye için çözüp tekrar engelleme dışında kullanmıyoruz.Bu telefonlarda tüm gelen sms’leri engellesekte gönderdiginiz mesajlar bize ulaşmasada kasten,karşı taraftan sizlerden ulaşmıyan mesaj parasını fatura etmek,kontörlerinizden düşmek için iletildi şeklinde sizlere rapor gönderiyor,bu nedenle bize bak aldılar,yanıtlamıyorlar şeklinde sitem etmeyiniz.Bu telefonlar mezarlıga döndü artık bende rehber kaydı yoksa alıp yanıtlamıyor dönmüyoruz.Size sms edilen yeni telefonları kullanın.Biz burada bu ruhhastası Belgin fahişesinden başka kimseden yakınmıyoruzki,bir başkası gelsin yüz’ün üzerinde onla ilgili bilgi notunu,görseli,etiketleri silsin.Gelen cinsel içerikli mesajlarda bu fahişeden bu mesajları rastgele bir başkası gönderse bizi bu profili ismi nerden bilipte gelip bu fahişelikleri yapacak,sms’ler engellide olsa iletildi şeklinde rapor gidiyor.Tüm mesajlar rastgele degil bu fahişe kaynaklı burda sms’leri engelledik iletildi şeklinde rapor gidiyor şeklinde yazıyoruz bu defa bize aynı mesaj içerigini sesle iletip,dinletiyor ve Turkcell hala bu fahişeyi koruyor.Turkcell’i kimseye önermiyoruz.Çıkın bu operatörden bizde ne sinir,ne uslup kaldı şu halimize bakarmısınız?.Bu paylaşımın eposta olarakta dagıtımı ilgi yerler dahil yapılmıştır.Turkcell hala bu fahişe çalışanını koruyup kimin karyolasındaysa bir başkası yapmışmı diyecektir?.Turkcell’de okusun..
Bir kemeraltı çalışanı sigortasız zevk işçisi bir orospu bile,kaşarlanmamış yüce Allah’a inancını kaybetmemişse bu fahişeligi yapmaz..
Alçakça tacizlerle ilgili Not’lar menüsündeki NOT URL’si,tıkla..
https://www.facebook.com/notes/muammer-sezer/1-guncelleme-gozbebegimiz-polisimize-askeri-v-sivil-istihbarat-birimlerine-turkc/467892129914866
Alçakça tacizlerle ilgili Görseller menüsünde “Facebook kullanıcılarının dikkatine” başlıklı görsel klasör URL’si..
https://www.facebook.com/muammer.sezer6/media_set?set=a.539200602776063.92653459.100000583847899&type=3

il’lerimize Muammer beyefendinin yol arkadaşlarına,degerlerimize..
Facebook duvarda arzu etmiyerek yayına aldıgımız bu gönderiyi bilgi amaçlı arz eder,saygılar sunarız..
Buket Turkay
Secretaryship from istanbul

Polis’imizin dikkatine..
Notlar menüsünde..Bu notların altına düşülen yüze yakın bilgi notu ve görsel,profilimize girilerek silinmiştir.
9 yılı aşkın Alçakça Tacizlerinden yakındıgımız,başımıza getirtmedik kalmayan sinir ve usluplarımızı bozan bu Turkcell izmir müşteri hizmetlerinde teknik servis çalışanı Belgin isimli fahişeden,Facebook dahil çetesi mensuplarından başka kim girip silebilir?.Yorumlara arzu edilmiyerek düşülen bilgi notlarını,görselleri özenle ve dikkatle okuyunuz.Bizde ne sinir ne uslup kaldı,lütfen bizi okurken şahsımıza yakışmayan uslubumuzun bagışlanmasını yakararak dileriz.. Buket Turkay secretaryship from istanbul

19
Ara
13

Vip,mesaj..Yeni yılınızı kutlarız..Buket Turkay secretaryship #cumhurbaskanlıgı #basbakanl ık @icisleribakanlıgı #emniyetgenelmudurlugu #polis #izmirpolis #turkcell #turkcellizmir #tbmm #tobb #rifa thisarcıklioglu

Yeni yılınızı kutlarız (Happy New Year) #polis imize sunum #izmirpolis #izmiremniyet #cumhurbaskanlıgı #basbakanlık #rifathisarcıklioglu #turkcell #turkcellizmir #emniyetgenelmudurlugu
Hoşgeldiniz (Welcome) Muammer Sezer Türk açılımı bekler,Türk düşmanlarina,bölücü dürtmelere akil denen kimselere uf,uf öfkeli ülkesi için kaygili.Fenerbahçeli.Gülümse.. :) (Y) (L)

http://vk.com/muammer.sezer
https://drive.google.com/?tab=wo&authuser=0#my-drive
http://muammersezeriletisim.blogspot.com/
http://muammersezer1.wordpress.com/
http://muammersezer.wordpress.com/
http://tr.netlog.com/muammersezer
https://skydrive.live.com/?cid=115aa2ae5b1c1b4d
http://instagram.com/muammersezer_/
http://www.youtube.com/user/muammersezer
http://tr.linkedin.com/in/muammersezer
http://twitter.com/muammersezer
http://tr.foursquare.com/muammersezer

https://www.facebook.com/muammer.sezer6/
http://muammersezer.tumblr.com/
http://friendfeed.com/muammersezer
http://www.stumbleupon.com/stumbler/MuammerSEZER

2’ki Google Plus istayonu.
https://plus.google.com/u/0/+MuammerSezer1/posts
https://plus.google.com/u/0/+MUAMMERSEZER2/about/op/svuwn?vnl=1#+MUAMMERSEZER2/about

Muammer bey’den,dip not olarak sablon haline getirdigimiz bir gonderme amanim ne gonderme,ne gonderme!..
Ben dogdum;henuz Allahuekber diyip ismimi kulagima fisildamamislardiki o’minnacik ellerime benim sanli Turk bayragimi tutusturdular.Yav ben ninni bekliyorum,ninni yerine bizim lambali radyo istiklal marsi,Harbiye marsi,Onyil marsi,Vardar ovasi,Fenerbahce marsi caliyor.O Vakitler henuz icadedilmemis,bebe bezi yok.
Beni sari,laci kundakladilar..
O alcak,kahpe,hain,bolucu durtmeler kim?..

Guldurme benii. :)
MUAMMER SEZER

Buket Turkay

Secretaryship from Fenerbahçe-Kadıyöy-istanbul.


Yeni yılınızı kutlarız (Happy New Year)


Demokrat partide han’cı,yetmedi hala Demirelci..
Demokrat parti kapısına bir şişe kolonya,peçete koli,koli konduları koyup KIRAT’a bir inip,bir binmeyi “Kurtarıcı” olmak zanneden aslında parti parasını,mallarını satarak zıkkımlanmak olan deyyusları Sayın.Cumhurbaşkanım Demirel beyefendinin pek degerli şahsında şahsım ve arkadaşlarım adına şiddetle ve nefretle lanetlerim.
Kırat’ın sırtı yapış,yapış döşekte döşek bu hain heyeti taşıyamıyan bu sebeple çöken karyolada bile degil yerdedir.Pek kıymetli Sayın.Cumhurbaşkanım Demokrat partide döşek yerde.Arz ederim.

Sayın.Başkanla aynı yerde duruyoruz..
“SANDIK DEMOKRASIDIR,SANDIGA SAYGILI OLUN” Diyenlerden,bizim sandıgada saygı gösterip..
Ezici çogunlukla Fenerbahçe kongresinde başkanlıga yeniden seçilen Sayın.Aziz Yıldırım beyefendiyi tebik etmelerini beklerdik.Zatıallerinin demokrasi anlayışı bu ise benimsemiyoruz..

18.Mart Çanakkale zafer bayramınızı kutlarız..

Yeni yılınızı kutlarız (Happy Newyear)

Yeni yılınızı en iyi dileklerimle kutlar..
Yeni yılınızın size degerli sahsinizda ailenize..
Genç Cumhuriyete,birlik ve dirligimize,bölünmez bütünlügümüze..
Asker,polis tüm güvenlik güçlerimize..
Ülke insanimizın refahına..
iyilikler getirmesini temenni eder..
Tüm güzellikleri,istisnasiz en güzel günleri..
Ayları,eskitmeniz için sorunsuz yılları..
Sizler için dilerim..Saglıklı,huzurlu,mutlu “Nice,nice yıllara” der..
Başari dileklerimi..
En içten;sevgi,saygı ve selamlarımı sunarım..
Lütfedip,kabul buyurunuz..

Muammer Sezer,
Efendim.. :)

Etiketler..Lütfen bizim yükledigimiz göresellerin açıklama ve yorumlarini notlar menüsünü,görsellerde “Facebook kullanıcılarının dikkatine” başlıklı klasörü özen ve dikkatle okuyup linkleri ziyaret ediniz.
#muammersezer #başbakanlik #cumhurbaşkanligi #tbmm #tobb #polis #emniyet #içişileri #turkcell #avea #vodafonetürkiye #finansbank #ulaştirmabakanligi #saglikbakanligi #adaletbakanligi #izmiremniyet #izmirpolis #jandarma #bilgiteknolojilerikurulu #bilişimsuçlari #rifathisarciklioglu #asayiş #terörlemücadele #milliistihbaratteşkilati #mit #tsk #kamudüzeniveguvenligimusteşarligi #özelharekat #taciz #tehdit #turkcellizmirbelgin #buketturkay #hirsizlik

Lütfen http://vk.com/muammer.sezer linkine tıklıyarak gideceginiz istasyonda,sunucuda hesabınız varsa giriş yaptıktan sonra tacizlerle ilgili “dökümanlar” menüsüne yüklü özet bilgi sunumlarina,(bu alana videolar zil sesi yapmanız için indirebileceginiz marşlar ve birkaç dinleti yüklüdür) arzu edilmiyerek sunulan diger linklerimize Facebook notlar menüsüne,Facebook görsellerde “Facebook kullanıcılarının dikkatine” başlıklı klasöre bloger alanlarina,bu alanlarda arzu edilmiyerek sunulan linklere wordpress alanlarına bakınız.
Rahmetli Cumhurbaşkanım Rauf Denktaş’ın (Nur içinde yatsın,mekanı cennet oksun) Muammer bey’e gönderdigi kendi kaleminden KKTC Gerçegini içerir hiçbiryerde bulamıyacagınız tarihi nitelikli belgeler vk,SkyDrive ve Google Drive alanlarına indirip arşivinize almanız için yüklenmiştir.Bugüne kadar,bize alçakça bozdurulan arzu etmedigimiz uslubumuza katlandıgınız,tahammül gösterdiginiz için teşekkür eder..
Uslubumuzun bagişlanmasini diler saygilar sunarim.
Buket Turkay
Secretaryship from Kadiköy-istanbul

Telefonla döndügüm Muammer Sezer beyefendi üzüntülerini ifade eder,”dünyada en kötü şey’in namus ve şeref fukaraları ile Türkcell izmir müşteri hizmetlerinde teknik servis çalışanı sigortasız zevk işçisi kerhane çalışanı belgin isimli yırtık dondan çıkmış Allah korkusu,kuldan utanma duygusu bilmeyen fahişenin,fahişeliklerine muhattap olmak ve hayasızca taciz edilmek der (Bu fahişe şuanda bunları yazarken okuyor) Başta pek kıymetli Sayın.Bakanım beyefendiye Sayın.Aziz Yıldırım başkanım beyefendiye pek kıymetli hanımefendi ve beyefendi arkadaşlarımıza anonim izleyicilerimize bize sabır diyen güvenlik güçlerimize başarı dileklerimi,en içten sevgi,saygı ve selamlarımı sunar,iyi haftalar dilerim lütfedip kabul buyursunlar” der,iletmemi arzu eder.
Buket Turkay secretaryship from Kadıköy-istanbul
Sanıyorum burya kadar..Muammer bey’e,sanki sormuşuz gibi belgin adresinden “izmir’deyim” şeklinde gel beni bul herbiryerimi becer der gibi eposta gönderen (eposta bizde Turkcell eskiden bu uzantı ile eposta hizmetide veriyordu bu namussuz,onbinlerce çöp ile’ki disklerde kayıtlı taciz edince çıktık onlarca eposta adresini hesaptan kapattık.Muammer bey’in ünimesaj kutusunun (eposta,ses ve faks mesajlar için) şifrelerini içerden alıp,kutuya girerek mesaj bile bıraktırdı,sorunu Turkcell’e bildirip bu servis aboneligini sonlandırdık,bir süre sonra Turkcell bu servisi kapattı sunucu olarak şikayetimizi dikkate alıp,bu ünimesaj kutusuna nasıl girilmiş sorumuza cevap verilmedi,Bu operatörde hiçbirşeyiniz güvende degil,rehbere kaydı,hiçbiryrde bankalar dahil tanımlı olmayan numaralar it’e köpege satılıyor.Tüm bunları bu fahişe ve çetesi yapıyor,telefonlar taciz ettiriliyor.Polis bu çeteye birgün süpürge operasyonu düzenlemeli,karyolasına alıp becermelidir)
Bu köpegin Allah belasını içindeki Allah korkusunu,kuldan utanma duygusunu silerek vermiş.izmirli Kemeraltı out,Türkcell in bu serviste birtek ruh hastası Belgin var o’da bu iffetsiz fahişe,gerisi size kalmış.Ok :D
Bu fahişenin Muammer bey’e attıgı bir epostanın konu kısmına dikkat ediniz hemidende ingilizce “Beni iyi becerdiler,sularım sellerim kesildi,bacaklarımın üstünde zor duruyorum” şeklinde,bizde mesajıda var,izmirli daha ne duruyon çok elverişli,çok..
Buldugun yerde,buldugun yerde,tuttugun yerde..

Google + için youtube ve bloger alanına gidip dügmelere tıklayınız.
Birkısmı çok eski,birsürü alan bu Türkcell izmir müşteri hizmetlerindeki teknik servis çalışanı Belgin isimli fahişe nedeni ile mezarlıga dondü,hiç kullanmadıgımız eposta gondermedigimiz hesaplari bile daha oluştururken izleyip taciz ediyor,bütün posta akışımızı kesti bu fahişenin kör testereli,kör kasaturalı birilerinin elinden gebermesini diliyoruz,inşallah içine kendi girer ben sadece bir ikisini yeniden düzenlemek istedim profil resimlerini degiştiriyorum..
Biz bunları beyefendinin ifadesi ile “bize ulaşmada istasyon amaçlı” diyoruz.
Gelip,giden başımıza neler gelmiş görsun.
Bakın yukarıda bu fahişe posta akışımızı kesti diyor vb.Yazıyorum arkasundan hemen #NurullahAydın nurullahaydın94 adresinden bize posta gönderiyor,veya göndertiyor.Hiç böyle fahişe gördünüzmü bize bütün hesapları kapattırıp internetten çıkarttıracak fahişe,biri şu fahişeyi gebertin dua edecegim.
Buket Turkay secretaryahip emniyete bu yazi ile birlikte bu fahişeyi gönderiyorum şu uslubuma bakarmısınız utanıyorum,bizi utandırmak içinmi bunları yapıyor,polis!
Bu bir hötverenlik,fahişe olmak..

https://drive.google.com/?tab=wo&authuser=0#my-drive
http://muammersezeriletisim.blogspot.com/
http://muammersezer1.wordpress.com/
http://muammersezer.wordpress.com/
http://tr.netlog.com/muammersezer
https://skydrive.live.com/?cid=115aa2ae5b1c1b4d
http://instagram.com/muammersezer_/
http://www.youtube.com/user/muammersezer
http://tr.linkedin.com/in/muammersezer
http://twitter.com/muammersezer
http://tr.foursquare.com/muammersezer

https://www.facebook.com/muammer.sezer6
http://muammersezer.tumblr.com/
http://friendfeed.com/muammersezer
http://www.stumbleupon.com/stumbler/MuammerSEZER

2’ki Google Plus istayonu.
https://plus.google.com/u/0/+MuammerSezer1/posts
https://plus.google.com/u/0/+MUAMMERSEZER2/about/op/svuwn?vnl=1#+MUAMMERSEZER2/about


ııı

Muammer bey’den,dip not olarak sablon haline getirdigimiz bir gonderme amanim ne gonderme,ne gonderme!..
Ben dogdum;henuz Allahuekber diyip ismimi kulagima fisildamamislardiki o’minnacik ellerime benim sanli Turk bayragimi tutusturdular.Yav ben ninni bekliyorum,ninni yerine bizim lambali radyo istiklal marsi,Harbiye marsi,Onyil marsi,Vardar ovasi,Fenerbahce marsi caliyor.O Vakitler henuz icadedilmemis,bebe bezi yok.
Beni sari,laci kundakladilar..
O alcak,kahpe,hain,bolucu durtmeler kim?..

Guldurme benii. :)
MUAMMER SEZER

Muammer Sezer Türk açılımı bekler Türk düşmanlarına,bölücü dürtmelere,akil denen kimselere öfkeli,ülkesi için kaygılı.Fenerbahçeli.
Buket Turkay secretaryship from Fenerbahçe-Kadıköy-istanbul :D

Başımıza neler gelmişi ögrenmeniz gerekenleri yapmanız için aşagıdan yukarıya yıgma ileti..Facebook’tan..
Bu gönderi ekindeki görsellere en alttan yukarıya dogru bakınız.Teşekkür ederiz.Buket Turkay secretaryship
Teşekkür ederiz..

Vip idare dahil gönderilen yeni yıl mesajımız,paylaşmak istedim..
Buket Turkay
Secretaryship from Fenerbahçe-Kadıköy-istanbul

https://www.facebook.com/muammer.sezer6
https://twitter.com/muammersezer
http://vk.com/muammer.sezer
Bozdurulan sinirlerimizi ve usluplarımızı bagışlayarak,başımıza neler gelmişi ögrenmek için..
imkan ve kabiliyeti olanlardan yardım dileniyoruz..
Lütfen cep telefonlarına kasten gönderiler,cihazları kullanılmaz hale sokan sms vb. mesajları durdurunuz.Size dua edelim.Bu mesajlar hangi ahlak anlayışı ile kasten göderilir.
Şişme kadın vb. kazandınız gibi alçakça mesajlar gibi bunların biz müşterisimiyiz?.Ahlaki degerlere önem verenler kızlı,erkekli olmaz diyenler önce bu ve benzeri mesajlara dur demelidir.Bu telefonları kim nasıl insanları taciz için tahsis eder.istisnasız hiçbiryerde tanımlı rehber kaydı dahi olmayan bu numaralarımızı bu şerefsizlere kim verir?Takdirlere arz etmeyi fayda mülahaza ettim.Bu tür mesajlar geldiginde meraklı eşiniz,çocuklarınız görse ne olur..Müşterimiz diye geliyor.

http://muammersezeriletişim.blogspot.com/

HOSGELDINIZ (WELCOME) #izmiremniyet #izmirpolis #turkcellizmir #turkcell #basbakanlık #cumhurbaskanlıgı #polis #emniyet #izmirturkcellbelgin #emniyetgenelmudurlugu #tbmm #tobb #rifathisarciklioglu
Efendim birşey daha ögrendim ben burya 600 mb geçici dosyam oldu silemiyorum yazınca beyefendiye dönüp Buket hanımın yakındıgı geçici dosyalar sizi taciz eden orospu çocuklarının bugune kadar gönderdigi Buket Hanımın sildigi taciz mesajları iyiki silmemiş hafta içi bize gönderin akıllı telefonlarda sms mesajların isim yazmasada her halde kim göndermiş incelemeye alalım.Buket Hanım cihazını bana getirsin demişler,götürecegim.Demekki bu Türkcell izmir teknik servis çalışanı bizi 8 yıldır taciz edip,ettiren başımıza getirtmedik kalmayan Belgin isimli internetin binbirsurat oruspusu fahişe hala devam ediyor,insan düşmanına bile bu kadar orospuluk yapmaz artık iş yapamaz olduk.Netlog mesaj servisini açtım,hemen arkasından tacize başladı kapattım.Netlog’a haber verdim.Belgin cesedini köpekler sinkaf etsin yerden kazınsın kan gölünde banyo yapasın zarar verdigin kimselerin namlusu üzerine olsun.Taştan,topraktan demir ve beton yıgınlarından kazınasın.Al neyimiz varsa önüne sok üstüne otur fahişe,biz artık katlanamıyoruz bizde ne sinir ne uslup bıraktın fahise bunları bize burda yazdırıyorsun utanıyorum.Türkcell izmir’in Allah’tan,kuldan,polisten korkmayan,kuldan utanmıyan orospusu canımıza tak dedi.Taciz edip bana hesaptan sildirdigin epostaları birçok yerde kurtarma postası olarak tanımlamıştım.Meyer silmeden önce bu kurtarma postalarını degiştirmem gerekiyormuş,bilmiyordum şimdi yenisini tanımlamaya çalışıyorum.Önce benim sildigim eposta hesabını dogrulatıyor yok bu hesaplar sildirdin orospu çocugu.Yenisini tanımlıyorum.Bana biray sonra oturum açma izni verecegim diyor heryeri mezarlık yaptın ruh hastası fahişe,içine giresin.Kurşunlara kör bıçaklara,testerelere gelesin fahişe cepleride batırdın fahişe.Allah’tan birinin seni vurmasını istiyorum fahişe oku orospu Ne kötülügümüzü gördün fahişe dünya zarar verdin senin Allah’ın kitabın yokmu?.Muammer bey senin yüzünden internete çıkıp işlem yapamıyor orospu çocugu.Artık canımıza tak sedi fahişe bir insan bu kadar orospu,orospu çocugu olamaz şurda senin it’liklerini yazmaktan iş yapamıyoruz anasının tutup,babasının becerdigi kansız fahişe.Akşamdan sabaha çıkmıyasın.Amin.Buket Turkay secretaryship
Fenerbançe yine destan yazıyor Sayın.Aziz Yıldırım başkanım beyefendi başarılar efendim sizi tebrik etmiyenler sizin,bizim cümle düşmanlarımız çatlasın,batlasın her attıgınız gol olsun.Allah yardımcınız olsun amin.Kızınız buket,şimdiden tebrikler.Rakplerimiz gol’e doymuyor efendim.

19
Ara
13

What is the pkk?.

What is the PKK ?

00

00

00

The PKK (Kurdish acronym for the “Kurdistan Workers’ Party”), formed in 1978 by Abdullah Öcalan, is the most notorious terror organization in the world. It has been waging a vicious campaign of terror against Turkey since 1984 with the external support of certain states and circles whose aim is to destabilize Turkey.

The PKK was identified as one of the 30 main terrorist organizations in the world by the US Secretary of State in October 1997, and it was also described in the same way in US State Department “Patterns of Global Terrorism” reports.

PKK’s terrorist activities have resulted, to date, in the death of thousands of people, including women, the elderly, children and in many instances even infants. The PKK has also murdered over one hundred school teachers, who became inevitable targets of the terrorists since it was judged that PKK’s subversive views could be most easily imposed on the uneducated and the ignorant. Lists giving the figures of ordinary individuals and public servants, ruthlessly killed or maimed by the PKK terrorists, are in annex.

The PKK has employed murder, intimidation, kidnapping and destruction to achieve its nefarious objectives. It targets ordinary people, because it aims to subjugate the local population in southeastern Turkey into supporting its evil deeds. The PKK has attacked the entire inhabitants of villages in southeast Anatolia. These attacks are also designed to make the region uninhabitable. The PKK destroys schools, sets forests on fire, blows up railways and bridges, plants mines on roads, burns down construction machinery, and demolishes health centers. A list containing the figures of material damage caused by PKK’s terrorist attacks is also in annex.

In response, the authorities trained the villagers to defend themselves and also moved some people to locations where they would be safer. These two measures, intended to protect the local population against terrorism, have been at the center of a misinformation campaign by the PKK and its sympathizers.

The PKK indiscriminately murders the very people on whose behalf it purports to act : Turkish citizens of Kurdish origin. Ironically, the PKK regards Masud Barzani’s Kurdish

PKK Terrorism : Ministry of Foreign Affairs Publication

Democratic Party and Jalal Talabani’s Patriotic Union of Kurdistan, the two main Kurdish groupings in northern Iraq, as its adversaries.

Due to its ability to strike Turkey from Syria and (after the 1991 Gulf War) northern Iraq, the PKK proved for some time a serious threat to law and order and claimed many victims. Following its operations against PKK facilities in northern Iraq Turkey restored law and order throughout the southeastern provinces.

The PKK has been supported and sheltered by some of Turkey’s neighbors, as well as by some others outside the region. Syria and Greece are the principal countries that have been supporting the PKK for years. However, with the signing of Adana memorandum on October 20, 1998, the Syrian connection has been broken. Syrian authorities have promised not to support terrorist activities against Turkey and taken some steps in this direction. Turkey closely monitors Syrian compliance with the Adana agreement. Yet, Greece, a NATO ally, backs the PKK and its affiliates by every means at its disposal. Confessions and testimonies of dozens of PKK militants arrested in Turkey reveal that Greek support to PKK terrorism goes much beyond than what was generally estimated. Most recently, revelations made by the PKK member Fethi Demir and by Şemdin Sakık, PKK’s “second man” captured in northern Iraq, have helped to confirm concretely the continuing Greek support to the PKK. The statement made by Greek Premier Simitis on November 26, 1998, leaves no room for doubt about the position of Greece vis-a-vis the PKK : “the PKK is an organization fighting for the rights of the Kurdish minority and using various means to reach this end.” Can there be a more explicit approval of PKK terrorism? There is of course other evidence and documentation concerning Grek support to PKK terrorism.

The PKK terrorist organization, among others, employs the following methods in the perpetration of its crimes:

a) Indiscriminate terror against the Turkish citizens of Kurdish ethnic origin mainly in southeastern Turkey. Targets included children, women, and the elderly. In some places PKK terrorists have wiped out isolated, dispersed settlements and hamlets. The aim is to force the local population into submission, to make them provide sanctuary.

b) Indiscriminate terror against non-Kurdish population. The purpose is to discredit the state institutions and to cause instability.

c) Terror against selected targets.

  • Assassination of well known personalities, judicial, law enforcement and security personnel.
  • Assassination of state functionaries that provide services to the local population in southeastern Turkey (civil servants, teachers, health personnel, technical personnel, etc.).
  • Assassination of village guardsmen and their families.
  • Attacks on and occupation of official missions of Turkey abroad (diplomatic, consular, commercial, tourism, etc.) as well as headquarters or branch offices of semi-official institutions (Turkish Airlines offices, banks, etc.).Attacks and acts of arson against the houses, business facilities, associations and mosques of the Turkish community living in western Europe, mainly in Germany. These acts of terror are mostly carried out through proxies and front organizations that are permitted by the authorities of the host countries to operate in those states.

d) Terror within the ranks of the PKK, against informants and repentant militants. Over the years, Öcalan has ordered the killing of numerous PKK defectors and potential rivals.

In the past decade, the PKK has conducted assassinations, kidnappings and acts of arson in Western Europe against former PKK members and defectors. Assassinations of PKK defectors occurred in Sweden in 1984 and 1985; in Denmark in 1985; in the Netherlands in 1987 and 1989; in Germany in 1986, 1987, and 1988.

e) Wider hit and run tactics against border posts and military patrols.

f) Terrorist attacks against industrial infrastructure, oil facilities, social facilities, and tourist sites with the aim of weakening the Turkish economy and tarnishing its image. As part of these terror acts, the PKK bombed passenger trains, ferryboats, and buses.
Several of these attacks resulted in civilian casualties. In 1993 and 1994 it also staged a series of kidnappings of foreigners in southeastern Turkey to frighten away tourists and to embarrass the Turkish government.

g) The head of the terrorist organization PKK has advocated and ordered the use of suicide bombings against Turkish targets that resulted in the deaths of security personnel and civilians, and injuries to many more.

Obviously, such an enterprise of crime and violence like the PKK requires colossal human and financial resources. As there are no legitimate ways or means to obtain the required resources, PKK’s only option is to resort to illegal and illegitimate methods. Hence, the PKK is heavily engaged in organized crime activities, including extortion, drug trafficking, arms smuggling, human smuggling (illegal immigration), and abduction of children. Such racketeering takes place particularly in western Europe.

The PKK has been carrying out its activities abroad through its front organization ERNK (Kurdish acronym for the “Kurdistan National Liberation Front”), the so-called “Kurdistan Parliament in Exile”, its mouthpiece MED TV, and through other affiliated offices, centers and associations.

Through these front establishments, the PKK organizes and carries out its illegal activities. It also uses them to make its propaganda so as to influence and mislead the public opinion in west European countries for obtaining popular support to its subversive ends.

The abduction of children and youngsters in some European countries by these front organizations deserves special mention. According to police reports and press articles in several west European countries, the PKK recently organized kidnappings of children, of 14-17 years of age, in Varmland/Sweden through the ERNK, and in Celle/Germany through “Kurdish Information Bureaus”, or “Kurdish Culture Centers”. The statements of some of the abducted children, as well as press and police reports reveal that the PKKkidnapped these youngsters, took them to its camps, located in some other west European countries, and forced them into training as terrorist militants. The Turkish authorities spared no effort in drawing the attention of the west European countries to such criminal and illegal activities of the PKK, but unfortunately their calls to prevent these activities usually fell on deaf ears. The complaints of the children’s families, however, attracted the attention of the public and thus created a strong reaction towards what the PKK and its affiliates have in fact been doing for years. The police in Sweden and Germany are now investigating the matter.

Terrorism constitutes today one of the most serious violations of human rights, in particular the fundamental right to life. By murdering thousands of people, the PKK has violated the right to life. Therefore, all the PKK terrorists, including their head Öcalan,
must answer in the court of law for their crimes.

All societies threatened by terrorism have the right to take appropriate measures to protect themselves from violence and to eradicate terrorism. Turkey’s fight against the PKK terrorism is of this nature and aims not only to maintain security and to protect its citizens, but also to pave the way for economic and social development in the regions where this is needed most. This fight against terrorism observes democratic principles and the rule of law, with great care being given to respect the rights of innocent civilians.

Who is Abdullah Öcalan ?

Abdullah Öcalan was born in the province of Sanliurfa in 1949. He speaks Turkish and has only a poor grasp of some Kurdish dialects. He had a conventional education and his original wish was to be an officer in the Turkish Army. He failed the entrance examination for the military academy. He did, however, gain admission in 1971 to the Ankara University Political Sciences Faculty. There, he joined the underground movements trying to overthrow Turkey’s parliamentary system. He was expelled from the university for non-attendance and his illegal activities.

The cell of terrorists which he controlled soon broke links with other groups. It was known for its use of extreme violence and the “Apocu’s” (Followers of Abdullah Öcalan), as the PKK was called in its early days, had a special trademark: they hacked off the
noses of their opponents. In the late 1970’s, Öcalan collaborated closely with the Soviet Union and with Syria which were attempting to create political turmoil in Turkey. In 1980, Öcalan fled to Syria. He began to use Syrian facilities, including camps in the Bekaa Valley, Lebanese territory under Syrian control, to train terrorist groups for crossborder terrorist attacks against targets in Turkey. He started to inject an ethnic dimension to his terrorist activities, though this usually had to be imposed on local populations by violent means, including the kidnapping young men at gun point and then forcing them to undergo indoctrination and join his movement. In August 1984, Öcalan’s terrorist groups began attacking Turkish police stations and similar targets in the southeastern provinces north of the border with Syria and Iraq.

The PKK operates along the familiar lines of traditional communist parties and carries out terrorist activities under the rigid direction of its Central Committee. Both its “political” and “military” wings are controlled directly by Öcalan. As its sole head, Öcalan, has callously masterminded thousands of PKK’s terrorist activities against Turkey and its people. As such, he has been responsible for thousands of deaths, kidnappings, mutilations and attacks on innocent people during his long years as a Professional terrorist and murderer.

In October 1998, Turkey warned Syria that it would take action unless it ceased its support for Öcalan and PKK terrorism. It formally requested the extradition of Öcalan to Turkey. As a result, Öcalan was compelled to leave Syria where he had been given shelter for almost two decades. Furthermore, by an agreement signed between the two countries on October 20, 1998 in Adana/Turkey, the Syrian Government for the first time designated the PKK as a terrorist organization, and pledged not to allow the presence and the activities of the PKK on its territory. Later, Öcalan was forced to leave Moscow, where he had escaped from Syria, following political and diplomatic contacts between Turkey and the Russian Federation.

Öcalan was apprehended in Rome while trying to illegally enter Italy with a false passport on November 12, 1998. As the British Government put it, Öcalan’s arrest was “a significant advance in the international community’s fight against terrorism.”

Öcalan is not only a terrorist but also a common criminal, being sought by the Turkish courts under charges of homicide and incitement to homicide. There is thus a red corner bulletin for him issued by the Interpol. In accordance with a court decision given in 1990, Germany also had an arrest warrant on Öcalan again for homicide and incitement to homicide. All democratic, law-abiding countries as well as international institutions are obligated to take a consistent and firm stance in combating terrorism and bringing terrorists to justice. Under obligations and commitments within the framework of the United Nations, the Council of Europe, the OSCE, the NATO, and the EU, no country or government can provide terrorists with safe-haven or evade its responsibilities in the efforts to eliminate terrorism. Therefore, Öcalan should never be granted political asylum anywhere and he has to be extradited to Turkey to face trial for his crimes against Turkish citizens.

PKK’s Involvement in Organized Crimes

The PKK engages in organized crimes such as drug trafficking and arms smuggling, extortion, human smuggling, abduction of children and money laundering in an attempt to recruit militants and to obtain financial resources needed to carry out its terrorist activities.

The “Sputnik Operation” conducted in a coordinated fashion in some European countries in September 1996 exposed PKK’s links with organized crime and money laundering activities.

On the other hand, it is known that the PKK, together with other organized crime gangs, is also behind the recent wave of illegal immigration to Italy. PKK’s objective is to create international pressure and antipathy against Turkey.

Moreover, the PKK plays an important role in drug trafficking which constitutes one of the most evil crimes of our age. The British weekly magazine “The Spectator” underlined this fact in its 28 November-5 December 1998 issue by saying that “…According to the British security services sources the PKK is responsible for 40 percent of the heroin sold in the European Union…” .
Drug Trafficking and Terrorist Organizations

All terrorist organizations need to raise funds to sustain their violent activities and resort to illegal means to finance their crimes. Drug trafficking comes at the top of this list of illegal money raising activities, followed by robbery, extortion, kidnapping, blackmailing and arms smuggling.

In recent years, it has become increasingly evident that terrorism and drug trafficking are intertwined. The terms “narco-terrorism” and “narco-terrorists” have started to gain circulation in describing the link between terrorist organizations and narcotics smugglers. This fact is illustrated by certain international documents. The UN Convention Against Illicit Traffic In Narcotic Drugs and Psychotropic Substances (1988) refers to the relationship between illicit drug traffic and other organized criminal activities which undermine the stability, security and legitimacy of sovereign states.

Paragraph 5 of the UN International Narcotics Control Board (INCB)’s 1992 report points out that “illicit cultivation of narcotic plants and illicit trafficking in drugs continue to be a threat to the political, economic and social stability of several countries. Links appear to exist between illicit cultivation and drug trafficking and the activities of subversive organizations in some countries.” The 1993 INCB report draws attention to the organic connections between drug cartels and terrorist organizations, and also to the globalization of drug smuggling. The successive INCB reports point out that these drug cartels concentrate their activities in ethnically and economically troubled regions of the world. It is no coincidence that terrorist organizations thrive in the very same regions. The Vienna Declaration and Program of Action adopted at the World Conference on Human Rights (25 June 1993) stresses that “the acts, methods and practices of terrorism in all its forms and manifestations as well as linkage in some countries to drug trafficking are activities aimed at the destruction of human rights, fundamental freedoms and democracy, threatening territorial integrity, security of states and destabilizing legitimately constituted governments, and the international community should take the necessary steps to enhance cooperation to prevent and combat terrorism.”

The Final Communiqué of the Council of Europe Pompidou Group 2nd Pan-European Ministerial Conference (Strasbourg, 4 February 1994) underlines the fact that “considering the continuous increase in and the spread of drug trafficking incidents, the involvement of violent organizations in such activities constitute a serious threat to the contemporary society” (Art.9), and thus, “it is vital for the security forces to combat terrorism effectively” (Art.l5).

The UN Declaration on Measures to Eliminate International Terrorism adopted at the 49th session of the General Assembly, underlines the concern by the international community at the growing and dangerous links between terrorists groups, drug traffickers and their paramilitary gangs which have resorted to all types of violence, thus endangering the constitutional order of States and violating basic human rights. This Declaration also emphasizes the desirability of closer cooperation and coordination among States in combating crimes closely connected with terrorism, including drug trafficking, unlawful arms trade, money laundering and smuggling of nuclear and other potentially deadly materials.

PKK’s Involvement in Drug Trafficking

The 1992 annual report of the United States Department of State Bureau of International Narcotics and Law Enforcement, entitled “The International Narcotics Control Strategy” (INCS) proposes that the European drug cartel is controlled by PKK members. Likewise, the 1996 INCS report underlines the fact that the terrorist PKK uses heroin production and trafficking to support its acts of terror. The 1998 report, pointing to persistent reports of PKK’s involvement in narcotics trafficking through Turkey, reiterates that the PKK not only uses “taxes” extracted from narcotics traffickers and refiners to finance its operations, but “may be more directly involved in transporting and marketing narcotics in Europe” as well.

A 1995 report prepared by the Drug Enforcement Agency of the US Department of Justice emphasizes that the PKK is engaged in drug trafficking and money laundering activities and is well-established in the production of almost all kinds of opium products and their smuggling. The revenues from these activities, the report continues, are used for purchasing firearms, munitions and other equipment used by the terrorists. The report cites other sources of revenue of the PKK as extortion, robbery and counterfeiting. In “Political Violence and Narco-Trafficking“, a booklet published by the Paris Institute of Criminology in October 1996, PKK’s narcotics network and its functioning are detailed; the amount of narcotics captured by the European security forces are quoted; and the
PKK’s role in drug trafficking is thus documented.

The involvement of the PKK in all stages of drug trafficking has been further documented in a conference held by Dr. François Haut of the Paris Institute of Criminology in Brussels on 25 April 1997. It is stated that the PKK is engaged in producing, refining and marketing of drugs and has contacts in numerous countries. The PKK’s “turnover” from drug trafficking is estimated at “millions of US dollars”. Dr. Haut notes that the problem of narcotics trafficking has entered the Parisian suburbs thanks to the PKK, which he thinks is responsible for 10 to 80 percent of the heroin smuggled to Paris. Similarly, a 1996 report prepared by Jean Claude Salomon, François Haut and Jean-Luc Vannier for the Paris Institute of Criminology, utilizing such reliable and impartial sources as the Interpol, British NCIS and the national police agencies of the EU member states, notes that the narcotics route that runs through Turkey to the Balkans and western Europe benefits the “separatist” organizations of Turkish/Kurdish origin and the PKK militants and their intermediaries.

The March 1997 issue of “The Geopolitical Drug Dispatch,” a monthly report prepared by the ” Observatoire Geopolitique Des Drogues” points to the role of the PKK in the smuggling of drugs through the “Balkan route” and emphasizes that the terrorist organization has started using Romania and Moldavia, positioned along this route, as its rearward bases. The report also states that the Turkish traffickers arrested in these countries are of Kurdish origin and thus that many criminal activities attributed to Turkish individuals or groups “are in fact carried on by Kurds, usually with links to the Kurdistan Workers’ Party (PKK).” The report continues to point out that the PKK often hides behind its umbrella organizations, such as the ERNK and business, youth and women’s associations. To illustrate, it is noted in the report that “the ERNK business group in Romania, called the Association of Eastern Businessmen, is an excellent cover for the illicit activities of the PKK which has tight control over the drug deals as the local PKK leader also heads the ERNK.”

Last but not least, the final report of the thirty-third session of the Sub-commission on Illicit Drug Traffic and Related Matters in the Near and Middle East, held under the auspices of the UN International Drug Control Program (UNDCP) in Beirut from 29 June
to 3 July 1998, noted that “there were clear linkages between some narco-terrorist organizations, for example, the Kurdistan Workers’ Party (PKK), and other organized transnational criminal groups.

Turkey’s position astride the “Balkan route” makes it a significant transit point for narcotics. Using this route, the PKK smuggles morphine base and heroin from Iran, Pakistan and Afghanistan into Turkey across Turkey’s eastern borders. Since the late- 1980s, the terrorist organization has, instead of trafficking externally-produced heroin, opted for a more profitable way of producing heroin from non-heroin opiates. To this end, the PKK refines base morphine into heroin in mobile laboratories near Istanbul and in the southeastern parts of Anatolia. The PKK also cultivates opium and cannabis in the Beka valley (Lebanon) and in the isolated regions of southeastern Anatolia and northern Iraq.

Narcotics smuggling therefore constitutes a major part of the PKK’s financial apparatus, alongside extortion, blackmailing, robbery, arms smuggling and illicit labor trafficking. The PKK is actively involved in all phases of narcotics trafficking, from the producing and processing of the drugs to their smuggling and marketing. The revenues gained from illicit drug dealings and marketing are channeled to funding its arms purchases, which is required to sustain its terrorist activities.

PKK’s involvement in narcotics trafficking is thus now well-documented. Below there are some further examples compiled from the reports of the foreign media and foreign or Turkish security authorities which conclusively indicate PKK’s role in drug trafficking.

Foreign Press Reports

In January 1992, the Bremen Police arrested a “Kurd” selling drugs. The police found a bunch of keys in his pocket, which belonged to an apartment where “Kurds” lived. Hanging on the walls of the said apartment were posters of the PKK and its leader
Abdullah Öcalan. The police also found some clues suggesting that the PKK finances its armed struggle by the heroin trade (SAT-1 TV, 24 Hours, 6 January 1992).

In 1992, a total number of 2,069 drug addicts died in Germany. In the same year, the German police apprehended some children aged 10-12, coming from southeastern Turkey and selling drugs in Hamburg. A child of 8 carrying a firearm was also arrested. All these children confessed that the PKK was using them to sell drugs, since they did not have penal responsibility. The police seized 30 kg. of heroin from a “Kurd” who was said to have transferred DM 150,000 to his partners. The estimated figure the PKK earns from the narcotics trade is more than 56 million DM (VOX TV ; Germany, 12 February 1993).

In 1993, more than 50 PKK members were arrested by the Essen Police of Germany. The Federal Criminal Department in Wiesbaden found out that the PKK was organizing drug trafficking in Germany and the narcotics trade in Hamburg, Bremen, Frankfurt and Essen was under the control of the PKK (German Daily “NRZ,” 30 March 1993). The Hamburg Criminal Police arrested a band of Kurdish drug smugglers on 15 September 1993. 11-year-old children, who were also arrested with the other members of the band, later confessed to the police that the PKK illegally brought them from Turkey to Germany in order to make them sell drugs for the organization (Hamburg Local TV Broadcast, 15 September 1993).

Three years of intensive police investigation by the Slagelse Police and the Narcotics Section of the National Police Force in Denmark resulted in the solution of several armed robberies whose spoils were used to finance narcotics purchases. The police captured a Danish person, who had links with two Turkish narcotics kingpins living in Denmark. During the trial the close relationship between these people and the PKK was proven. The superintendent Niels Bech of the National Police Force expressed that large parts of the profits from the narcotics sales in Denmark have returned to Turkey. In one case DDK 140,000 were sent to Turkey and kilos of heroin was sent to Europe in return (Danish Daily, “Berlingske Tidende,” 31 October 1993).

Two young PKK members (aged 14 and 16) were caught by the police selling drugs at the Trabrennbahn Train Station near Wandsbeck on 26 September 1994 (“Bild-Hamburg” 28 September 1994).

On 5-6 October 1994 the “Bild” reported that narcotics were being distributed from Jork in Alten Land to Northern Germany and that the Kurdish dealers transferred 15 million DM to their collaborators in Turkey.

On 24 October 1994 the German magazine “Focus” wrote that in the last 9 years 315 PKK members were involved in drug trafficking around Europe, 154 of whom were captured in Germany.

Ralf Brottscheller, the Senator of Interior of Bremen, accused the PKK of extortion and organized narcotics smuggling (“Focus,” 18 September 1995). In France, the Aulnay Sous Bois Public Security Units and Paris Bureau of Combating Narcotics Trafficking conducted an operation which was completed after long and careful preparations of 18 months. 30 people involved in narcotics trafficking on behalf of the PKK and the Mafia active in France and Belgium were taken into custody after the operation (French Press, 4 November 1996).

The Belgian Gendarmerie raided a camp in Zutendaal/Genk, in which the PKK militants were being trained, and apprehended 35 people, including children and some internationally wanted criminals (“Arnhemse Courant,” 22 November 1996). The administrators of a facade company helping the PKK’s activities in France were taken into custody in Paris (French Press, 25 February 1997).

The “Observatoire Geopolitique Des Drogues” noted in its monthly report that the biggest heroin seizure in Hungary to date was made on December 12, 1996, aboard a Turkish bus belonging to the Toros Line company. The Turkish traffickers, caught with 42 kg. heroin turned out to be “Kurds.” The report mentions the case of a Romanian citizen who, upon his arrest with 2 kg. heroin by the Turkish police in Edirne in September 1995, admitted that he was running for the PKK drugs in one direction and explosives in the other.

The report also notes that 65 percent of the drugs confiscated by the Romanian customs officers are found on passenger vehicles and that “every time Romanian police make a drug haul at a Turkish company, Kurds are involved” (“The Geopolitical Drug Dispatch”, No. 65, March 1997).

A high level member of the PKK, known as the PKK chief in the Hannover area, was arrested in Berlin. He had been wanted by the German police on charges of arson attacks, and damage to private property. The police found out evidence regarding the PKK’s involvement in illicit labor trafficking (“Berliner Zeitung” 4 April 1997). 20 refugees were arrested in a police raid on a refugee hostel which was discovered to be a PKK base, in Grimma, Bahren. The operation was conducted jointly by the German police and experts from the Federal Criminal Department. The police confiscated various fire arms, thousands of DM and receipts. These immigrants were actively involved in the activities of the PKK and its facade branches (German Press, 4 April 1997). The Bavarian police conducted a series of operations against the PKK militants in refugee camps, arrested 2, and took into custody 17 of them (Statement by Straubing Police Directorate dated 17 June 1997).

The PKK transfers people, weapons and drugs through the FRY (Former Republic of Yugoslavia) and purchases weapons in return (Croatian daily “Vjesnik” August 1997). The “Focus” magazine remarked on 23 March 1998 that members of the PKK invested the money laundered from drug trafficking and extortion in the real estate market in Celle, Germany.

On August 1, 1998, the Croatian and Slovenian security forces jointly confiscated 38 kg. of heroin in a vehicle bound for western Europe. According to the Croatian reports, the shipment of the heroin was realized by Turkish citizens “who are most probably members of the PKK” This is consistent with the statements made by Slovenian security forces who have pointed to a “reasonable suspicion” that a member of the PKK is involved in the smuggling (Croatian and Slovenian press reviews, 6 August 1998).

Four “Kurdish” people were captured with 2.6 kg. heroin, the largest amount of narcotics ever captured in west Norway. It is thought that the four people caught were merely couriers and that the trafficking was carried out by a “Turkish/Kurdish” network (Bergen, 7 August 1998).

“…The PKK has financed its war against Turkey by extortion and the sale of heroin, and according to British security service sources it is responsible for 40 percent of the heroin sold in the European Union…” (British weekly magazine “The Spectator”, 28 November-5 December 1998 issue).

Reports of Foreign Police and Foreign Officials

In January 1990, a PKK member was arrested in Switzerland for selling drugs on behalf of the PKK. In the same month a 13-year-old person, also linked to the PKK, was captured in the Netherlands and was released as being too young to prosecute. A Turkish citizen of Kurdish origin, apprehended in France on 22 January 1991, confessed that he had been trading drugs in France on behalf of the PKK and that the drugs were transported by trucks or sometimes by tourist vehicles and then distributed to different cities not only in France but in various other countries in Europe as well. After being arrested on 7 March 1991 in France, a “Kurdish” person confessed that the drugs he was selling belonged to the PKK.

Another Turkish citizen of “Kurdish” descent, captured with 48 kg. of heroin in Arnheim in November 1991, was found out to be a PKK member. The German Police reports underline the fact that l,103 kg. of heroin was seized by the police in 1991 and 400 of 735 suspects involved in the drug trading incidents were PKK members. This ratio mounted to 450/735 in 1992 and 300/457 in 1993.

The US Department of State Bureau of International Narcotics Matters expressed in its International Narcotics Control Strategy Report (1992) that the two-thirds of the people involved in drug trafficking incidents in Europe are PKK-oriented.

An active PKK member working as a truck driver, who was known to have stood as a candidate in Bonn in the 1992 elections for the PKK’s so-called National Assembly, was seized in Troisdorf, Germany, while transporting substantial amounts of drugs.

In 1993, the police seized 200 kg. of heroin in London. Further investigation revealed that the drug traders were working for the PKK. A police operation in Offenbach, Germany on 7 January 1993, led to the seizure of 5 kilos of heroin. Among the seven people captured by the police was a person known as the “PKK’s accountant.”

As a consequence of the operations conducted by the German police in Hamburg, Bremen and Bad Bramstad during May-October 1993, 15.7 kg. of heroin was confiscated and 22 people were apprehended, including PKK members and supporters. The criminals turned out to have requested political asylum from the German authorities. 15 Turkish citizens with “Kurdish” descent were arrested in connection with 1.6 kg. heroin seized by the German police in Recklinghausen, Germany, on 27 October 1993. Among those were the participants at pro-PKK demonstrations in Turkey. A message by the German Interpol dated October 26, 1993, pointed out that six Turkish citizens with Kurdish origin were arrested on charges of laundering the proceeds from drug trafficking in the Netherlands, Spain, Italy and Germany. Large sums of cash, thought to be laundered money, were captured by the German police.

Another Turkish citizen of “Kurdish” origin, captured in Caracas, Venezuela on 10 November 1993, while carrying 3.5 kg. of cocaine, confessed that she was a PKK courier.

This incident is said to prove the links of the PKK with the drug cartels even in Latin America.

The NCIS estimated that the 44 percent of 1993 budget of the PKK as 430 million French Francs, came from illicit drug trafficking.

During a six-week campaign initiated by the Stuttgart city police in January 1994, 76 people were apprehended, including some who had been formerly prosecuted in Turkey because of their links with the terrorist organization.

On 17 August 1994 the German Criminal Authority informed the Turkish Security Authorities that a political refugee, resident in Kiel, was engaged in drug trade and money transfer to the PKK.

The US Deputy Secretary of State in charge of narcotics, Ambassador Robert Felbard, answering a question at a press briefing in February 1994 regarding the PKK supervision of drug trafficking in Europe and the United States, stated that the US had quite a bit of information about the PKK’s involvement in the trafficking of heroin into Europe. The Amsterdam police, during an anti-drug operation on 11 December 1994, seized numerous firearms, machine guns, bombs and PKK documents and arrested several PKK militants.

The Bavarian Minister of Interior, Günter Beckstein, referring to the 30 PKK militants captured in Europe during the last two years, stated that the PKK has taken control of the European narcotics market (Turkish daily, “Cumhuriyet,” 31 July 1995). The Director of German Terrorism Research Forum, Rolp Tophoven, has stated that a large majority of the people arrested on charges of narcotics smuggling are of “Kurdish” descent, many of whom confess committing the crime on behalf of the terrorist PKK (Turkish daily, “Yeni Yüzyıl,” 12 November 1995).

Olivier Foll, another expert on international terrorism, noted that the PKK members, when apprehended for illegal possession of narcotics, confess to smuggling drugs for the PKK and exploit the “political” dimension of the issue as an excuse for their crimes. Mr. Foll criticized the “Kurdish” policies of some European statesmen who grant concessions to the PKK (Turkish daily “Yeni Yüzyl,” 12 November 1995). During the Sputnik operation of September 18, 1996, the Belgian police seized 350 million Belgian Francs that were thought to have been the proceeds from narcotics trafficking. Seven people having ties with the PKK were apprehended in connection with the crime. The Sputnik operation also revealed that the MED-TV, the mouthpiece of the PKK, is involved in PKK’s money laundering activities. The MED-TV representative in Germany was taken into custody as he was unable to explain the source of the 500 million BF, used in financing the station. It was later found that he was using revenues from drug trafficking for financing not only the MED-TV but also the so-called “Kurdistan Parliament in Exile” (KPE). The Belgian police seized many firearms in the KPE building they searched.

In August 1997, the German police conducted a comprehensive operation against the PKK members in Cologne in which six members of the PKK were arrested. After the operation, Cologne police officers issued a statement emphsizing the fact that the PKK is involved in organized crime including extortion in Germany to finance its acts of terrorism.

The Göttingen police of Germany, after a 14-month investigation, managed to penetrate the drug smuggling network with two “Kurdish” informers in May 1998 and found out that the revenues from 40 kg. of heroin marketed were channeled to the PKK.

The KDP (The Kurdistan Democratic Party of Masud Barzani) forces discovered extensive narcotics farms in the Gali Pes Agha region of northern Iraq, captured from the PKK in May 1997.

Turkish Police Reports

A PKK member, captured by the police with 14.5 kg. of heroin on 1 September 1993, confessed that he was acting on behalf of the PKK abroad, and that he was a drugsmuggler, transferring 30 percent of the proceeds to the terrorist organization. Following the confiscation of 20.3 kg. of heroin in Duisburg, Germany, two PKK supporters were arrested by the German police. This triggered a police investigation in Turkey, which led to the seizure of firearms and munitions in a vehicle owned by the same family in the city of Mersin on 12 May 1993.

A PKK militant of Iranian origin confessed that the terrorist organization has drug production facilities in Iran and that Osman Öcalan (the brother of Abdullah Öcalan and a leading figure of the terrorist organization PKK) is in charge of the production of narcotics which are later marketed mainly in Europe to raise money for the organization. Two PKK militants, arrested with 30 kg. of heroin, expressed that they were aiming to sell the drugs to provide financial contributions to the PKK. The Turkish Security Forces seized 120 kg. of heroin and 40 kg. of hemp seeds (cannabis) in a PKK shelter in southeastern Turkey.

One PKK member, who was put in jail on 3 July 1993 for getting involved in the terrorist acts of the PKK in Hakkari and released on 20 October 1993, was captured with 36 kg. of heroine, 140 kg. of precursors and some other drug-producing material. Another member of the PKK, sentenced to 6 years of imprisonment, confessed that he was in charge of establishing the links between the drug smugglers and the terrorist organization.

During the operations conducted by the Turkish security forces, two people, captured with 48 kg. of hashish, were arrested as they were found out to be involved in narcotrade so as to provide financial support to the PKK.

Another Turkish citizen said to be of “Kurdish-origin”, caught by the police in possession of 117 kilos of hashish in Istanbul, was later found to have participated in the PKK-led attack on the Turkish Consulate General in Frankfurt on March 1l, 1992.
One Turkish citizen of “Kurdish-origin” apprehended in July 1994 confessed that he was involved in drug trafficking to raise money for the PKK. The police, making use of the information he disclosed, were able to arrest some other members of the terrorist organization.

On 1 August 1994 a PKK member, apprehended in Diyarbakr with 2 kg. of heroin, acknowledged that he was selling drugs for the PKK. He also informed the police that some PKK members were cultivating drugs and gave the names of the places where hemp seeds (cannabis) were grown. In further investigation the police captured 120,000 roots of hemp seeds in a village named Dibek. On 21 August 1994 the Turkish security forces apprehended two people with 150 kg. of hashish and considerable amounts of hemp seeds and hashish growing material. The security forces also captured PKK documents and propaganda material and two machine guns.

Diyarbakır Police, conducting an operation against the PKK on 17 July 1994, apprehended three people with 80 kg. of hashish, PKK documents, a gun and three ERNK seals. These people confessed that the PKK ordered them to sell the drugs and purchase firearms and food supplies for the organization. The said people turned out to have participated in various terror acts such as the rocket attack to and storming of a police residence in Lice on 29 June, the bomb attack on the residence of a judge in Diyarbakır on 16 January 1994, and a bomb attack on a police patrol car.

Seven people captured in the city of Cizre on 23 March 1994 with 398.5 kilos of heroin confessed to smuggling narcotics on behalf of the PKK.

The security forces have had strong evidence suggesting that a network composed of PKK militants is involved in drug trading in Zaho, northern Iraq. The network is known to hand the drugs over to clients either in Zaho or in Turkey. Therefore, it was not very surprising that during the operation by the Turkish Armed Forces in northern Iraq against the PKK, the Turkish army discovered a large farm where the terrorists cultivated hemp (cannabis). The farm was located near the PKK’s Pirvela Camp in the Bahara valley. The Turkish military officers announced that the amount of drugs captured during the operation in northern Iraq reached 4.5 tons.

In a raid on 7 March 1995 on the residence of a person, suspected by the police of having contact with the PKK militants, the Turkish police seized large amounts of drugs, drug precursor chemicals, firearms and ammunitions.

Three of the seven people caught with 21.5 kilos of heroin in Hamburg, Germany, have been found out to have been formerly arrested in Turkey on charges of PKK membership.

The two people caught by the police with 20.6 kilos of narcotics in zmir on August 5, 1996, have been found out to be running an association linked to the PKK in the Netherlands.

Another PKK sympathizer, who was captured with acetic anhydride, a heroin precursor chemical, by the Turkish security forces in the city of Van on March 24, 1998, was found to have been previously arrested for providing logistic support to the PKK. The Turkish security forces have strong evidence that the PKK militants, settled in the Iranian part of our common border, receive commissions from the narcotics smugglers called “taxes or donations.”

The role of the PKK in incidents given above is undeniable, both because of the documents seized by the security forces and the backgrounds of the arrested people. Still, in certain Western countries, the activities of this terrorist organization, are
regrettably being tolerated.

After the prohibition of PKK in France and Germany towards the end of 1993, a wave of optimism emerged in Turkish public opinion that the rest of the European countries would follow suit by adopting similar measures. This, however, has not happened to date. Yet, it is clear that the prohibition of the PKK and its front organizations in European countries would also be in the interest of these countries. The PKK is responsible for narcotics trafficking, extortion, robbery, and illicit arms and human smuggling activities, and thus circumvent the rule of law and compromises the security and stability of the countries in which it operates. It is no coincidence that drug trafficking cases predominantly occur in those countries where the organization of the PKK is extensive and tolerated.

Is There A “Kurdish Question” in Turkey?

As the first melting pot and encounter point of many different civilizations and cultures, present-day Turkey contains a multitude of ethnic, religious and cultural elements. Turkey is proud of its great heritage. This centuries-long shared way of life is perfectly
second-nature for the people of Turkey.

Yet, different ethnic identities, including the Kurdish, are acknowledged and accepted in Turkey. The state does not categorize its citizens along ethnic lines nor does it impose an ethnic identity on them. Population censuses in Turkey never count people on the basis of their ethnic origins. But, this does not prevent an individual citizen to identify himself or herself in terms of a specific ethnic category. That is a private affair and ultimately a matter of personal preference. Public expressions and manifestations of ethnic identity are prohibited neither by law nor by social custom. Folklore is rich and colorful and local variations, customs and traditions are protected and supported.

Turkey is a constitutional state governed by the rule of law. Democracy rests on a parliamentary system of government, respect for human rights and on the supremacy of law. Multi-party politics, free elections, a growing tradition of local government mark the democratic way of life in Turkey.

Constitutional citizenship is one of the principles upon which the Turkish state was founded. The Turkish Constitution stipulates that the State and the Nation are indivisible, and that all citizens irrespective of their ethnic, racial or religious origin, are equal before the law.

For historical and cultural reasons, and under stipulations of binding international treaties, the concept of “minority” applies specifically to certain groups of non-Moslem citizens. In fact, the social fabric of Turkey is a unique real life case of the OSCE principle that “not all ethnic, cultural, linguistic or religious differences necessarily lead to the creation of national minorities”. Our citizens of Kurdish ethnic origin are not discriminated against and they feel themselves to be equal members of the society. Many have risen to the highest positions in the Republic. They share the same opportunities and the same destiny as the rest of the population.

Ethnicity is not a factor in the political geography of Turkey. That is, the predominant majority of the Turkish citizens of Kurdish descent live in western Turkey, with the greatest concentration being in Istanbul. Even in eastern and southeastern Turkey, the
Turkish citizens of Kurdish ethnic origin do not constitute a majority. The unitar structure of the State reflects the equality and togetherness of different geographic regions of Turkey.

Therefore, it is simply neither understandable nor acceptable for Turkey to discuss “the respect for social, economic and legitimate political aspirations of Kurds” as if the Turkish citizens of Kurdish ethnic descent constitute a different and separate community. They are citizens of a nation that has been sharing for centuries the same values with respect to language, religion, culture and patriotic identity, common history and the will for a mutual future.

It is of cardinal importance to differentiate between a militant organization, which resorts systematically to terrorism as well as all kinds of organized crime, and the phenomenon of Kurdish ethnicity. It is evident that our citizens of Kurdish ethnic origin are law-abiding people. Most of them live in western Turkey, drawn by economic attraction. They are of their own choice integrated into the society and its economic, social and cultural aspects. In Turkey, citizens of all ethnic origins can rise to the highest political positions and ranks such as cabinet ministers and members of parliament. Throughout the centuries, much mixing has taken place through intermarriages. Progress in industrial, cultural and social fields, as well as urbanization, has also contributed to the voluntary and natural process of integration.

The population in southeast Anatolia, like our citizens in other regions of the country, participate fully in the political life of Turkey; they freely make their voices heard in local administrations, in the municipalities, the Parliament, and the central government through elected representatives. It is nothing out of the ordinary for the individuals of different ethnic origins to participate in the political life of the country. Even the most militant circles concede the fact that there are no obstacles to social mobility of individuals from different ethnic origins to any profession or career, whether public or private.

The fundamental rights and freedoms of all Turkish citizens are secured by the relevant provisions of the Constitution. However, those rights have been threatened by the PKK, creating terror among the populace.

None of our citizens of Kurdish ethnic origin, notwithstanding allegations to the contrary, who publicly or politically asserts his/her Kurdish ethnic identity risks harassment or persecution. However, acts or statements made against the “territorial integrity” of Turkey are subject to legal prosecution under the law. If these allegations were true, none of the publications in Kurdish whose contents are full of assertions of Kurdish ethnic identity would have been tolerated by the authorities.

In the same vein, Turkey is often accused of refusing to negotiate with the terrorist organization PKK. These accusations contradict the fundamental rules of international law. Negotiating with a terrorist organization, responsible for thousands of murders, would be tantamount to justifying and encouraging terrorism.

Is the Use of Kurdish Banned in Turkey ?

Contrary to the allegations of some biased quarters, there is no restriction on the use of languages in Turkey. Presently, there are many private radio-TV stations broadcasting and numerous books and journals published both in Turkish and in various dialects of
“Kurdish” throughout the country. It should be mentioned here that “Kurdish” can be hardly depicted as “a single language” linguistically or socially. Many scholars point out the fact that there are many different local languages and dialects used in southeastern Turkey such as Zaza and Kırmanchi which are only as close to each other as French and English. These local languages and dialects are so dissimilar that people living in one village cannot even communicate with others from a neighboring village. As a result, Turkish has become the sole medium of communication in the region. It is ironic that Turkish is also used in PKK’s militant training camps and in the communication between its headquarters and terrorists as their common language.

The official language of the Republic of Turkey is Turkish, but Armenian, Ladino, Greek, the different dialects of “Kurdish”, etc. are spoken freely in daily life. There is only one official language in the country. However, in this respect Turkey does not constitute a unique and exceptional case either in Europe or among other democratic countries.

It should also be underlined that expressions of ethnic identity such as the use of local languages are viewed as private domain matters. Thus, they are not the subject of law and are therefore not regulated by the state. The Turkish language is the language of the Republic of Turkey and is consequently the only formal language of education and instruction. The same is true in most democracies. Though it is possible to help promote them, it is neither realistic nor feasible to make local tongues official languages of the State.

Socio-Economic Development of Southeastern Turkey and the Southeastern Anatolia Project (GAP)

The Southeastern Anatolia Project (GAP), consisting of a complex system of dams, waterworks, irrigation and hydraulic energy network is a colossal investment of Turkey, the biggest regional initiative ever attempted in Turkey. It aims at changing the whole complexion of the arid geography and consequently, the social and economic backwardness of southeastern Anatolia. The Turkish Government has always believed that one of the best tools in the struggle against terrorism is economic development. It is no accident that the region in which the PKK operates is also the least economically developed part of Turkey. The Turkish Government is determined to rectify that.

It is a fact that there are socio-economic regional imbalances in Turkey as in every developing, even some developed countries. Rough geographic and climatic conditions of southeastern Turkey are the main factors in this imbalance. Terrorism and economic backwardness of the region affect all our citizens indiscriminately. Despite many governmental incentives and low taxation policies, the private sector had in the past been reluctant to invest in the region, mainly due to security concerns. Public sector has taken the place of the private sector and many investments have already been realized by the State. “GAP” is the best example of that. Government investment in this region is much higher than the amount of taxes collected there. “GAP” is a gigantic economic step forward which will change the destiny of the region. Agricultural production of Turkey will rise by several folds when this project, which is both energy and irrigation oriented, is completed. Yet, its important impact is not expected only on agricultural production, but also on industry, construction, services, as well as on the Gross Regional Product and employment. When the Project is completed, per capita income will increase three times, and 3.3 million jobs will be created. The Southeastern Anatolia Project constitutes an integrated project which contributes significantly to the realization of national targets for the utilization of development potentials, self-induced economic growth, social stability and enhancement of export possibilities, and at the same time aims at the promotion of the principle of sustainable human development; thus, human development is the core of sustainable development in the “GAP” region. In this context, the “GAP Social Action Plan” consists of the basic policies, targets, strategies and implementation measures for ensuring the social development of the region through a human-centered approach emphasizing sustainability of the development. This people-centered development aims to remove the gap between the project area and the more developed regions in Turkey and to promote equitable development.

This ambitious socio-economic development drive also explains why the PKK has been targeting civilians as well as economic and social projects. PKK’s aim is both to terrorize the local population and to keep the region economically and socially backward so as to recruit more militants into its own ranks. However, this is being reversed as the GAP began to bear its fruits. For example, although the so-called head of the PKK is from ?anlurfa, there has never been a terrorist act there, because it is an economically powerful settlement. The state of emergency still has to continue in some of the provinces of southeastern Turkey. It is the direct consequence and explicit proof of the PKK terrorism in the region. It is of utmost importance for Turkey to augment the allocation of human and financial resources for the socio-economic development of this region. The precondition to achieve this task is the eradication of the PKK terrorist organization. Eradication of terrorism will not only put an end to the deliberate devastation by terrorists of the underdeveloped regions of Turkey, but also release important resources for developmental activity in those very regions. While terrorism might be viewed as a consequence of certain underlying causes, it is also incontestably true that terrorism is itself the main reason of poverty and underdevelopment of those areas where it is perpetrated.

In sum, our citizens of all ethnic origins -Turkish, Kurdish and others- living together for more than ten centuries in Turkey have created a society of patriotic citizens sharing common values. They established their own nation-state, the Turkish Republic, following the War of Independence. Ethnic descent is not considered a cause of discrimination or privilege just as in all modern nation States on the globe.

NATIONAL SECURITY OF TURKEY

HOSGELDINIZ (WELCOME)

Lutfedip,bana ulastiniz,tesekkur eder,sevgi,saygi ve selamlarimi sunarim.
Bu alan,bana ulasmada istasyon” amacli olusturulmus,diger alanlarda oldugu gibi Buket Turkay postaci,ilker Alptekin yonetici olarak gorevlendirilmiztir.
Lutfen sosyal aglarda kisisel bilgilerinizi,birtakim serefsizlerce kullanilmamasi icin vermeyiniz,ozen ve dikkatli olunuz.
Ozen ve dikkatli olmaniz icin,arzu edilmiyerek sunulan linklerimiz icin,iletisim bloggerinin sag dikey cubugunda asagiya dogru baglantilari verilmis tum alanlarimizi,duvarlarimizi gruplara sevk edilen iletileri bastan,sona ozen ve dikkatle okuyup,okutunuz,PKK durtmesi,ornek derseniz Ozkan Bostanci serefsizi,benzeri,cetesi ve Turkcell izmir teknik servis calisani,Belgin isimli,iffetsiz tacizci vb.gibi internetteki KADROLU serefsizlere,surtuklere karsi,ozen ve dikkatli olmalari icin dostlariniza oneriniz.Allah’a emanet olunuz.
Turk olmak;Guzel ahlak,Allah korkusu,kuldan utanma duygusu,insanca davranislar hanimefendi ve beyefendi olma hali namus,seref,herseyden ote yuksekmi,yuksek karekter gerektirir.Bu nedenle Ataturk NE MUTLU TURKUM DIYENE demistir.


http://www.facebook.com/muammer.sezer6
http://www.netlog.com/muammersezer
http://twitter.com/muammersezer
http://muammersezeriletisim.blogspot.com/
http://tr.linkedin.com/in/muammersezer/
http://www.youtube.com/user/muammersezer/
http://muammersezer1.wordpress.com/
http://groups.google.com.tr/group/muammer-sezer-duyuru
http://muammersezer1.wordpress.com/

http://yusuf-bostanci-tacizciibnesipic.blogspot.com/
http://ozkanbostanciibnesipkknintakendisi.blogspot.com/
http://ozkanbostanciserefsizinitanimak.blogspot.com/
http://uk.groups.yahoo.com/group/muammer-sezer-ilker-alptekin/

TURKCELL IZMIR TEKNIK SERVIS CALISAN BELGIN ISIMLI IFFETSIZE,TURKCELL’E GONDERMELER
http://twitter.com/kemeraltiiscisi/
NETLOG Alanini,henuz olusturup sizin icin guncelledik.
MP3 Marslar,begeneceginizi umdugumuz dinletiler,karma gorsellerle videolar,E-Kartlar yuklenmistir,Muammer SEZER Demokrat partinin hazin halini,bu alanda ozetlemistir
Arz eder,saygilar sunarim
Buket Turkay
Secretaryship

Etiketler..Lütfen bizim yükledigimiz göresellerin açıklama ve yorumlarini notlar menüsünü,görsellerde “Facebook kullanıcılarının dikkatine” başlıklı klasörü özen ve dikkatle okuyup linkleri ziyaret ediniz.
#muammersezer #başbakanlik #cumhurbaşkanligi #tbmm #tobb #polis #emniyet #içişileri #turkcell #avea #vodafonetürkiye #finansbank #ulaştirmabakanligi #saglikbakanligi #adaletbakanligi #izmiremniyet #izmirpolis #jandarma #bilgiteknolojilerikurulu #bilişimsuçlari #rifathisarciklioglu #asayiş #terörlemücadele #milliistihbaratteşkilati #mit #tsk #kamudüzeniveguvenligimusteşarligi #özelharekat #taciz #tehdit #turkcellizmirbelgin #buketturkay #hirsizlik

Lütfen http://vk.com/muammer.sezer linkine tıklıyarak gideceginiz istasyonda,sunucuda hesabınız varsa giriş yaptıktan sonra tacizlerle ilgili “dökümanlar” menüsüne yüklü özet bilgi sunumlarina,(bu alana videolar zil sesi yapmanız için indirebileceginiz marşlar ve birkaç dinleti yüklüdür) arzu edilmiyerek sunulan diger linklerimize Facebook notlar menüsüne,Facebook görsellerde “Facebook kullanıcılarının dikkatine” başlıklı klasöre bloger alanlarina,bu alanlarda arzu edilmiyerek sunulan linklere wordpress alanlarına bakınız.
Rahmetli Cumhurbaşkanım Rauf Denktaş’ın (Nur içinde yatsın,mekanı cennet oksun) Muammer bey’e gönderdigi kendi kaleminden KKTC Gerçegini içerir hiçbiryerde bulamıyacagınız tarihi nitelikli belgeler vk,SkyDrive ve Google Drive alanlarına indirip arşivinize almanız için yüklenmiştir.Bugüne kadar,bize alçakça bozdurulan arzu etmedigimiz uslubumuza katlandıgınız,tahammül gösterdiginiz için teşekkür eder..
Uslubumuzun bagişlanmasini diler saygilar sunarim.
Buket Turkay
Secretaryship from Kadiköy-istanbul

Telefonla döndügüm Muammer Sezer beyefendi üzüntülerini ifade eder,”dünyada en kötü şey’in namus ve şeref fukaraları ile Türkcell izmir müşteri hizmetlerinde teknik servis çalışanı sigortasız zevk işçisi kerhane çalışanı belgin isimli yırtık dondan çıkmış Allah korkusu,kuldan utanma duygusu bilmeyen fahişenin,fahişeliklerine muhattap olmak ve hayasızca taciz edilmek der (Bu fahişe şuanda bunları yazarken okuyor) Başta pek kıymetli Sayın.Bakanım beyefendiye Sayın.Aziz Yıldırım başkanım beyefendiye pek kıymetli hanımefendi ve beyefendi arkadaşlarımıza anonim izleyicilerimize bize sabır diyen güvenlik güçlerimize başarı dileklerimi,en içten sevgi,saygı ve selamlarımı sunar,iyi haftalar dilerim lütfedip kabul buyursunlar” der,iletmemi arzu eder.
Buket Turkay secretaryship from Kadıköy-istanbul
Sanıyorum burya kadar..Muammer bey’e,sanki sormuşuz gibi belgin adresinden “izmir’deyim” şeklinde gel beni bul herbiryerimi becer der gibi eposta gönderen (eposta bizde Turkcell eskiden bu uzantı ile eposta hizmetide veriyordu bu namussuz,onbinlerce çöp ile’ki disklerde kayıtlı taciz edince çıktık onlarca eposta adresini hesaptan kapattık.Muammer bey’in ünimesaj kutusunun (eposta,ses ve faks mesajlar için) şifrelerini içerden alıp,kutuya girerek mesaj bile bıraktırdı,sorunu Turkcell’e bildirip bu servis aboneligini sonlandırdık,bir süre sonra Turkcell bu servisi kapattı sunucu olarak şikayetimizi dikkate alıp,bu ünimesaj kutusuna nasıl girilmiş sorumuza cevap verilmedi,Bu operatörde hiçbirşeyiniz güvende degil,rehbere kaydı,hiçbiryrde bankalar dahil tanımlı olmayan numaralar it’e köpege satılıyor.Tüm bunları bu fahişe ve çetesi yapıyor,telefonlar taciz ettiriliyor.Polis bu çeteye birgün süpürge operasyonu düzenlemeli,karyolasına alıp becermelidir)
Bu köpegin Allah belasını içindeki Allah korkusunu,kuldan utanma duygusunu silerek vermiş.izmirli Kemeraltı out,Türkcell in bu serviste birtek ruh hastası Belgin var o’da bu iffetsiz fahişe,gerisi size kalmış.Ok :D
Bu fahişenin Muammer bey’e attıgı bir epostanın konu kısmına dikkat ediniz hemidende ingilizce “Beni iyi becerdiler,sularım sellerim kesildi,bacaklarımın üstünde zor duruyorum” şeklinde,bizde mesajıda var,izmirli daha ne duruyon çok elverişli,çok..
Buldugun yerde,buldugun yerde,tuttugun yerde..

Google + için youtube ve bloger alanına gidip dügmelere tıklayınız.
Birkısmı çok eski,birsürü alan bu Türkcell izmir müşteri hizmetlerindeki teknik servis çalışanı Belgin isimli fahişe nedeni ile mezarlıga dondü,hiç kullanmadıgımız eposta gondermedigimiz hesaplari bile daha oluştururken izleyip taciz ediyor,bütün posta akışımızı kesti bu fahişenin kör testereli,kör kasaturalı birilerinin elinden gebermesini diliyoruz,inşallah içine kendi girer ben sadece bir ikisini yeniden düzenlemek istedim profil resimlerini degiştiriyorum..
Biz bunları beyefendinin ifadesi ile “bize ulaşmada istasyon amaçlı” diyoruz.
Gelip,giden başımıza neler gelmiş görsun.
Bakın yukarıda bu fahişe posta akışımızı kesti diyor vb.Yazıyorum arkasundan hemen #NurullahAydın nurullahaydın94 adresinden bize posta gönderiyor,veya göndertiyor.Hiç böyle fahişe gördünüzmü bize bütün hesapları kapattırıp internetten çıkarttıracak fahişe,biri şu fahişeyi gebertin dua edecegim.
Buket Turkay secretaryahip emniyete bu yazi ile birlikte bu fahişeyi gönderiyorum şu uslubuma bakarmısınız utanıyorum,bizi utandırmak içinmi bunları yapıyor,polis!
Bu bir hötverenlik,fahişe olmak..

https://drive.google.com/?tab=wo&authuser=0#my-drive
http://muammersezeriletisim.blogspot.com/
http://muammersezer1.wordpress.com/
http://muammersezer.wordpress.com/
http://tr.netlog.com/muammersezer
https://skydrive.live.com/?cid=115aa2ae5b1c1b4d
http://instagram.com/muammersezer_/
http://www.youtube.com/user/muammersezer
http://tr.linkedin.com/in/muammersezer
http://twitter.com/muammersezer
http://tr.foursquare.com/muammersezer

https://www.facebook.com/muammer.sezer6
http://muammersezer.tumblr.com/
http://friendfeed.com/muammersezer
http://www.stumbleupon.com/stumbler/MuammerSEZER

2’ki Google Plus istayonu.
https://plus.google.com/u/0/+MuammerSezer1/posts
https://plus.google.com/u/0/+MUAMMERSEZER2/about/op/svuwn?vnl=1#+MUAMMERSEZER2/about

ııı

Muammer bey’den,dip not olarak sablon haline getirdigimiz bir gonderme amanim ne gonderme,ne gonderme!..
Ben dogdum;henuz Allahuekber diyip ismimi kulagima fisildamamislardiki o’minnacik ellerime benim sanli Turk bayragimi tutusturdular.Yav ben ninni bekliyorum,ninni yerine bizim lambali radyo istiklal marsi,Harbiye marsi,Onyil marsi,Vardar ovasi,Fenerbahce marsi caliyor.O Vakitler henuz icadedilmemis,bebe bezi yok.
Beni sari,laci kundakladilar..
O alcak,kahpe,hain,bolucu durtmeler kim?..

Guldurme benii. :)
MUAMMER SEZER

17
Ara
13

Vip,mesaj..Yeni yılınızı kutlarız..Buket Turkay secretaryship #cumhurbaskanlıgı #basbakanl ık @icisleribakanlıgı #emniyetgenelmudurlugu #polis #izmirpolis #turkcell #turkcellizmir #tbmm #tobb #rı fathisarcıklıoglu

Vip idare dahil gönderilen yeni yıl mesajımız,paylaşmak istedim..
Buket Turkay
Secretaryship from Fenerbahçe-Kadıköy-istanbul

https://www.facebook.com/muammer.sezer6
https://twitter.com/muammersezer
http://vk.com/muammer.sezer
Bozdurulan sinirlerimizi ve usluplarımızı bagışlayarak,başımıza neler gelmişi ögrenmek için..
imkan ve kabiliyeti olanlardan yardım dileniyoruz..
Lütfen cep telefonlarına kasten gönderiler,cihazları kullanılmaz hale sokan sms vb. mesajları durdurunuz.Size dua edelim.Bu mesajlar hangi ahlak anlayışı ile kasten göderilir.
Şişme kadın vb. kazandınız bunların biz müşterisimiyiz?.Ahlaki degerlere önem verenler önce bu ve benzeri mesajlara dur demelidir.Bu telefonları kim nasıl insanları taciz için tahsis eder.istisnasız hiçbiryerde tanımlı rehber kaydı dahi olmayan bu numaralarımızı bu şerefsizlere kim verir?Takdirlere arz etmeyi fayda mülahaza ettim.Bu tür mesajlar geldiginde meraklı eşiniz,çocuklarınız görse ne olur..Müşterimiz diye geliyor.

http://muammersezeriletişim.blogspot.com/

Yeni yılınızı en iyi dileklerimle kutlar..
Yeni yılınızın size degerli sahsinizda ailenize..
Genç Cumhuriyete,birlik ve dirligimize,bölünmez bütünlügümüze..
Asker,polis tüm güvenlik güçlerimize..
Ülke insanimizın refahına..
iyilikler getirmesini temenni eder..
Tüm güzellikleri,istisnasiz en güzel günleri..
Ayları,eskitmeniz için sorunsuz yılları..
Sizler için dilerim..Saglıklı,huzurlu,mutlu “Nice,nice yıllara” der..
Başari dileklerimi..
En içten;sevgi,saygı ve selamlarımı sunarım..
Lütfedip,kabul buyurunuz..
Pek kıymetli Sayın.Cumhurbaşkanım özlemle ellerinizden öperim..

Muammer Sezer,
Efendim.. :)

Dur yolcu,dur neden askerini,polisini koruman “Gözbebegim” demen gerekiyor?

AA

BB

CC

Demokrat partide han’cı,yetmedi hala Demirelci..
Demokrat parti kapısına bir şişe kolonya,peçete koli,koli konduları koyup KIRAT’a bir inip,bir binmeyi “Kurtarıcı” olmak zanneden aslında parti parasını,mallarını satarak zıkkımlanmak olan deyyusları Sayın.Cumhurbaşkanım Demirel beyefendinin pek degerli şahsında şahsım ve arkadaşlarım adına şiddetle ve nefretle lanetlerim.
Kırat’ın sırtı yapış,yapış döşekte döşek bu hain heyeti taşıyamıyan bu sebeple çöken karyolada bile degil yerdedir.Pek kıymetli Sayın.Cumhurbaşkanım Demokrat partide döşek yerde.Arz ederim.

Sayın.Başkanla aynı yerde duruyoruz..
“SANDIK DEMOKRASIDIR,SANDIGA SAYGILI OLUN” Diyenlerden,bizim sandıgada saygı gösterip..
Ezici çogunlukla Fenerbahçe kongresinde başkanlıga yeniden seçilen Sayın.Aziz Yıldırım beyefendiyi tebik etmelerini beklerdik.Zatıallerinin demokrasi anlayışı bu ise benimsemiyoruz..

Canım kardeşimi anmadan olmazdı..

Etiketler..Lütfen bizim yükledigimiz göresellerin açıklama ve yorumlarini notlar menüsünü,görsellerde “Facebook kullanıcılarının dikkatine” başlıklı klasörü özen ve dikkatle okuyup linkleri ziyaret ediniz.
#muammersezer #başbakanlik #cumhurbaşkanligi #tbmm #tobb #polis #emniyet #içişileri #turkcell #avea #vodafonetürkiye #finansbank #ulaştirmabakanligi #saglikbakanligi #adaletbakanligi #izmiremniyet #izmirpolis #jandarma #bilgiteknolojilerikurulu #bilişimsuçlari #rifathisarciklioglu #asayiş #terörlemücadele #milliistihbaratteşkilati #mit #tsk #kamudüzeniveguvenligimusteşarligi #özelharekat #taciz #tehdit #turkcellizmirbelgin #buketturkay #hirsizlik

Lütfen http://vk.com/muammer.sezer linkine tıklıyarak gideceginiz istasyonda,sunucuda hesabınız varsa giriş yaptıktan sonra tacizlerle ilgili “dökümanlar” menüsüne yüklü özet bilgi sunumlarina,(bu alana videolar zil sesi yapmanız için indirebileceginiz marşlar ve birkaç dinleti yüklüdür) arzu edilmiyerek sunulan diger linklerimize Facebook notlar menüsüne,Facebook görsellerde “Facebook kullanıcılarının dikkatine” başlıklı klasöre bloger alanlarina,bu alanlarda arzu edilmiyerek sunulan linklere wordpress alanlarına bakınız.
Rahmetli Cumhurbaşkanım Rauf Denktaş’ın (Nur içinde yatsın,mekanı cennet oksun) Muammer bey’e gönderdigi kendi kaleminden KKTC Gerçegini içerir hiçbiryerde bulamıyacagınız tarihi nitelikli belgeler vk,SkyDrive ve Google Drive alanlarına indirip arşivinize almanız için yüklenmiştir.Bugüne kadar,bize alçakça bozdurulan arzu etmedigimiz uslubumuza katlandıgınız,tahammül gösterdiginiz için teşekkür eder..
Uslubumuzun bagişlanmasini diler saygilar sunarim.
Buket Turkay
Secretaryship from Kadiköy-istanbul

Telefonla döndügüm Muammer Sezer beyefendi üzüntülerini ifade eder,”dünyada en kötü şey’in namus ve şeref fukaraları ile Türkcell izmir müşteri hizmetlerinde teknik servis çalışanı sigortasız zevk işçisi kerhane çalışanı belgin isimli yırtık dondan çıkmış Allah korkusu,kuldan utanma duygusu bilmeyen fahişenin,fahişeliklerine muhattap olmak ve hayasızca taciz edilmek der (Bu fahişe şuanda bunları yazarken okuyor) Başta pek kıymetli Sayın.Bakanım beyefendiye Sayın.Aziz Yıldırım başkanım beyefendiye pek kıymetli hanımefendi ve beyefendi arkadaşlarımıza anonim izleyicilerimize bize sabır diyen güvenlik güçlerimize başarı dileklerimi,en içten sevgi,saygı ve selamlarımı sunar,iyi haftalar dilerim lütfedip kabul buyursunlar” der,iletmemi arzu eder.
Buket Turkay secretaryship from Kadıköy-istanbul
Sanıyorum burya kadar..Muammer bey’e,sanki sormuşuz gibi belgin adresinden “izmir’deyim” şeklinde gel beni bul herbiryerimi becer der gibi eposta gönderen (eposta bizde Turkcell eskiden bu uzantı ile eposta hizmetide veriyordu bu namussuz,onbinlerce çöp ile’ki disklerde kayıtlı taciz edince çıktık onlarca eposta adresini hesaptan kapattık.Muammer bey’in ünimesaj kutusunun (eposta,ses ve faks mesajlar için) şifrelerini içerden alıp,kutuya girerek mesaj bile bıraktırdı,sorunu Turkcell’e bildirip bu servis aboneligini sonlandırdık,bir süre sonra Turkcell bu servisi kapattı sunucu olarak şikayetimizi dikkate alıp,bu ünimesaj kutusuna nasıl girilmiş sorumuza cevap verilmedi,Bu operatörde hiçbirşeyiniz güvende degil,rehbere kaydı,hiçbiryrde bankalar dahil tanımlı olmayan numaralar it’e köpege satılıyor.Tüm bunları bu fahişe ve çetesi yapıyor,telefonlar taciz ettiriliyor.Polis bu çeteye birgün süpürge operasyonu düzenlemeli,karyolasına alıp becermelidir)
Bu köpegin Allah belasını içindeki Allah korkusunu,kuldan utanma duygusunu silerek vermiş.izmirli Kemeraltı out,Türkcell in bu serviste birtek ruh hastası Belgin var o’da bu iffetsiz fahişe,gerisi size kalmış.Ok :D
Bu fahişenin Muammer bey’e attıgı bir epostanın konu kısmına dikkat ediniz hemidende ingilizce “Beni iyi becerdiler,sularım sellerim kesildi,bacaklarımın üstünde zor duruyorum” şeklinde,bizde mesajıda var,izmirli daha ne duruyon çok elverişli,çok..
Buldugun yerde,buldugun yerde,tuttugun yerde..

Google + için youtube ve bloger alanına gidip dügmelere tıklayınız.
Birkısmı çok eski,birsürü alan bu Türkcell izmir müşteri hizmetlerindeki teknik servis çalışanı Belgin isimli fahişe nedeni ile mezarlıga dondü,hiç kullanmadıgımız eposta gondermedigimiz hesaplari bile daha oluştururken izleyip taciz ediyor,bütün posta akışımızı kesti bu fahişenin kör testereli,kör kasaturalı birilerinin elinden gebermesini diliyoruz,inşallah içine kendi girer ben sadece bir ikisini yeniden düzenlemek istedim profil resimlerini degiştiriyorum..
Biz bunları beyefendinin ifadesi ile “bize ulaşmada istasyon amaçlı” diyoruz.
Gelip,giden başımıza neler gelmiş görsun.
Bakın yukarıda bu fahişe posta akışımızı kesti diyor vb.Yazıyorum arkasundan hemen #NurullahAydın nurullahaydın94 adresinden bize posta gönderiyor,veya göndertiyor.Hiç böyle fahişe gördünüzmü bize bütün hesapları kapattırıp internetten çıkarttıracak fahişe,biri şu fahişeyi gebertin dua edecegim.
Buket Turkay secretaryahip emniyete bu yazi ile birlikte bu fahişeyi gönderiyorum şu uslubuma bakarmısınız utanıyorum,bizi utandırmak içinmi bunları yapıyor,polis!
Bu bir hötverenlik,fahişe olmak..

https://drive.google.com/?tab=wo&authuser=0#my-drive
http://muammersezeriletisim.blogspot.com/
http://muammersezer1.wordpress.com/
http://muammersezer.wordpress.com/
http://tr.netlog.com/muammersezer
https://skydrive.live.com/?cid=115aa2ae5b1c1b4d
http://instagram.com/muammersezer_/
http://www.youtube.com/user/muammersezer
http://tr.linkedin.com/in/muammersezer
http://twitter.com/muammersezer
http://tr.foursquare.com/muammersezer

https://www.facebook.com/muammer.sezer6
http://muammersezer.tumblr.com/
http://friendfeed.com/muammersezer
http://www.stumbleupon.com/stumbler/MuammerSEZER

2’ki Google Plus istayonu.
https://plus.google.com/u/0/+MuammerSezer1/posts
https://plus.google.com/u/0/+MUAMMERSEZER2/about/op/svuwn?vnl=1#+MUAMMERSEZER2/about

ııı

Muammer bey’den,dip not olarak sablon haline getirdigimiz bir gonderme amanim ne gonderme,ne gonderme!..
Ben dogdum;henuz Allahuekber diyip ismimi kulagima fisildamamislardiki o’minnacik ellerime benim sanli Turk bayragimi tutusturdular.Yav ben ninni bekliyorum,ninni yerine bizim lambali radyo istiklal marsi,Harbiye marsi,Onyil marsi,Vardar ovasi,Fenerbahce marsi caliyor.O Vakitler henuz icadedilmemis,bebe bezi yok.
Beni sari,laci kundakladilar..
O alcak,kahpe,hain,bolucu durtmeler kim?..

Guldurme benii. :)
MUAMMER SEZER

Muammer Sezer Türk açılımı bekler Türk düşmanlarına,bölücü dürtmelere,akil denen kimselere öfkeli,ülkesi için kaygılı.Fenerbahçeli.
Buket Turkay secretaryship from Fenerbahçe-Kadıköy-istanbul :D

16
Ara
13

Yeni yılınızı kutlarız (Happy New Year) #polis imize sunum #izmirpolis #izmiremniyet #cumhur baskanlıgı #basbakanlık #rıfathisarcıklıoglu #turkcell #turkcellizmir #emniyetgenelmudurlugu

Yeni yılınızı kutlarız (Happy New Year)

18.Mart Çanakkale zafer bayramınızı kutlarız..

Yeni yılınızı kutlarız (Happy Newyear)

Yeni yılınızı en iyi dileklerimle kutlar..
Yeni yılınızın size degerli sahsinizda ailenize..
Genç Cumhuriyete,birlik ve dirligimize,bölünmez bütünlügümüze..
Asker,polis tüm güvenlik güçlerimize..
Ülke insanimizın refahına..
iyilikler getirmesini temenni eder..
Tüm güzellikleri,istisnasiz en güzel günleri..
Ayları,eskitmeniz için sorunsuz yılları..
Sizler için dilerim..Saglıklı,huzurlu,mutlu “Nice,nice yıllara” der..
Başari dileklerimi..
En içten;sevgi,saygı ve selamlarımı sunarım..
Lütfedip,kabul buyurunuz..

Muammer Sezer,
Efendim.. :)

Etiketler..Lütfen bizim yükledigimiz göresellerin açıklama ve yorumlarini notlar menüsünü,görsellerde “Facebook kullanıcılarının dikkatine” başlıklı klasörü özen ve dikkatle okuyup linkleri ziyaret ediniz.
#muammersezer #başbakanlik #cumhurbaşkanligi #tbmm #tobb #polis #emniyet #içişileri #turkcell #avea #vodafonetürkiye #finansbank #ulaştirmabakanligi #saglikbakanligi #adaletbakanligi #izmiremniyet #izmirpolis #jandarma #bilgiteknolojilerikurulu #bilişimsuçlari #rifathisarciklioglu #asayiş #terörlemücadele #milliistihbaratteşkilati #mit #tsk #kamudüzeniveguvenligimusteşarligi #özelharekat #taciz #tehdit #turkcellizmirbelgin #buketturkay #hirsizlik

Lütfen http://vk.com/muammer.sezer linkine tıklıyarak gideceginiz istasyonda,sunucuda hesabınız varsa giriş yaptıktan sonra tacizlerle ilgili “dökümanlar” menüsüne yüklü özet bilgi sunumlarina,(bu alana videolar zil sesi yapmanız için indirebileceginiz marşlar ve birkaç dinleti yüklüdür) arzu edilmiyerek sunulan diger linklerimize Facebook notlar menüsüne,Facebook görsellerde “Facebook kullanıcılarının dikkatine” başlıklı klasöre bloger alanlarina,bu alanlarda arzu edilmiyerek sunulan linklere wordpress alanlarına bakınız.
Rahmetli Cumhurbaşkanım Rauf Denktaş’ın (Nur içinde yatsın,mekanı cennet oksun) Muammer bey’e gönderdigi kendi kaleminden KKTC Gerçegini içerir hiçbiryerde bulamıyacagınız tarihi nitelikli belgeler vk,SkyDrive ve Google Drive alanlarına indirip arşivinize almanız için yüklenmiştir.Bugüne kadar,bize alçakça bozdurulan arzu etmedigimiz uslubumuza katlandıgınız,tahammül gösterdiginiz için teşekkür eder..
Uslubumuzun bagişlanmasini diler saygilar sunarim.
Buket Turkay
Secretaryship from Kadiköy-istanbul

Telefonla döndügüm Muammer Sezer beyefendi üzüntülerini ifade eder,”dünyada en kötü şey’in namus ve şeref fukaraları ile Türkcell izmir müşteri hizmetlerinde teknik servis çalışanı sigortasız zevk işçisi kerhane çalışanı belgin isimli yırtık dondan çıkmış Allah korkusu,kuldan utanma duygusu bilmeyen fahişenin,fahişeliklerine muhattap olmak ve hayasızca taciz edilmek der (Bu fahişe şuanda bunları yazarken okuyor) Başta pek kıymetli Sayın.Bakanım beyefendiye Sayın.Aziz Yıldırım başkanım beyefendiye pek kıymetli hanımefendi ve beyefendi arkadaşlarımıza anonim izleyicilerimize bize sabır diyen güvenlik güçlerimize başarı dileklerimi,en içten sevgi,saygı ve selamlarımı sunar,iyi haftalar dilerim lütfedip kabul buyursunlar” der,iletmemi arzu eder.
Buket Turkay secretaryship from Kadıköy-istanbul
Sanıyorum burya kadar..Muammer bey’e,sanki sormuşuz gibi belgin adresinden “izmir’deyim” şeklinde gel beni bul herbiryerimi becer der gibi eposta gönderen (eposta bizde Turkcell eskiden bu uzantı ile eposta hizmetide veriyordu bu namussuz,onbinlerce çöp ile’ki disklerde kayıtlı taciz edince çıktık onlarca eposta adresini hesaptan kapattık.Muammer bey’in ünimesaj kutusunun (eposta,ses ve faks mesajlar için) şifrelerini içerden alıp,kutuya girerek mesaj bile bıraktırdı,sorunu Turkcell’e bildirip bu servis aboneligini sonlandırdık,bir süre sonra Turkcell bu servisi kapattı sunucu olarak şikayetimizi dikkate alıp,bu ünimesaj kutusuna nasıl girilmiş sorumuza cevap verilmedi,Bu operatörde hiçbirşeyiniz güvende degil,rehbere kaydı,hiçbiryrde bankalar dahil tanımlı olmayan numaralar it’e köpege satılıyor.Tüm bunları bu fahişe ve çetesi yapıyor,telefonlar taciz ettiriliyor.Polis bu çeteye birgün süpürge operasyonu düzenlemeli,karyolasına alıp becermelidir)
Bu köpegin Allah belasını içindeki Allah korkusunu,kuldan utanma duygusunu silerek vermiş.izmirli Kemeraltı out,Türkcell in bu serviste birtek ruh hastası Belgin var o’da bu iffetsiz fahişe,gerisi size kalmış.Ok :D
Bu fahişenin Muammer bey’e attıgı bir epostanın konu kısmına dikkat ediniz hemidende ingilizce “Beni iyi becerdiler,sularım sellerim kesildi,bacaklarımın üstünde zor duruyorum” şeklinde,bizde mesajıda var,izmirli daha ne duruyon çok elverişli,çok..
Buldugun yerde,buldugun yerde,tuttugun yerde..

Google + için youtube ve bloger alanına gidip dügmelere tıklayınız.
Birkısmı çok eski,birsürü alan bu Türkcell izmir müşteri hizmetlerindeki teknik servis çalışanı Belgin isimli fahişe nedeni ile mezarlıga dondü,hiç kullanmadıgımız eposta gondermedigimiz hesaplari bile daha oluştururken izleyip taciz ediyor,bütün posta akışımızı kesti bu fahişenin kör testereli,kör kasaturalı birilerinin elinden gebermesini diliyoruz,inşallah içine kendi girer ben sadece bir ikisini yeniden düzenlemek istedim profil resimlerini degiştiriyorum..
Biz bunları beyefendinin ifadesi ile “bize ulaşmada istasyon amaçlı” diyoruz.
Gelip,giden başımıza neler gelmiş görsun.
Bakın yukarıda bu fahişe posta akışımızı kesti diyor vb.Yazıyorum arkasundan hemen #NurullahAydın nurullahaydın94 adresinden bize posta gönderiyor,veya göndertiyor.Hiç böyle fahişe gördünüzmü bize bütün hesapları kapattırıp internetten çıkarttıracak fahişe,biri şu fahişeyi gebertin dua edecegim.
Buket Turkay secretaryahip emniyete bu yazi ile birlikte bu fahişeyi gönderiyorum şu uslubuma bakarmısınız utanıyorum,bizi utandırmak içinmi bunları yapıyor,polis!
Bu bir hötverenlik,fahişe olmak..

https://drive.google.com/?tab=wo&authuser=0#my-drive
http://muammersezeriletisim.blogspot.com/
http://muammersezer1.wordpress.com/
http://muammersezer.wordpress.com/
http://tr.netlog.com/muammersezer
https://skydrive.live.com/?cid=115aa2ae5b1c1b4d
http://instagram.com/muammersezer_/
http://www.youtube.com/user/muammersezer
http://tr.linkedin.com/in/muammersezer
http://twitter.com/muammersezer
http://tr.foursquare.com/muammersezer

https://www.facebook.com/muammer.sezer6
http://muammersezer.tumblr.com/
http://friendfeed.com/muammersezer
http://www.stumbleupon.com/stumbler/MuammerSEZER

2’ki Google Plus istayonu.
https://plus.google.com/u/0/+MuammerSezer1/posts
https://plus.google.com/u/0/+MUAMMERSEZER2/about/op/svuwn?vnl=1#+MUAMMERSEZER2/about


ııı

Muammer bey’den,dip not olarak sablon haline getirdigimiz bir gonderme amanim ne gonderme,ne gonderme!..
Ben dogdum;henuz Allahuekber diyip ismimi kulagima fisildamamislardiki o’minnacik ellerime benim sanli Turk bayragimi tutusturdular.Yav ben ninni bekliyorum,ninni yerine bizim lambali radyo istiklal marsi,Harbiye marsi,Onyil marsi,Vardar ovasi,Fenerbahce marsi caliyor.O Vakitler henuz icadedilmemis,bebe bezi yok.
Beni sari,laci kundakladilar..
O alcak,kahpe,hain,bolucu durtmeler kim?..

Guldurme benii. :)
MUAMMER SEZER

Muammer Sezer Türk açılımı bekler Türk düşmanlarına,bölücü dürtmelere,akil denen kimselere öfkeli,ülkesi için kaygılı.Fenerbahçeli.
Buket Turkay secretaryship from Fenerbahçe-Kadıköy-istanbul :D

Başımıza neler gelmişi ögrenmeniz gerekenleri yapmanız için aşagıdan yukarıya yıgma ileti..Facebook’tan..
Bu gönderi ekindeki görsellere en alttan yukarıya dogru bakınız.Teşekkür ederiz.Buket Turkay secretaryship
Teşekkür ederiz..

HOSGELDINIZ (WELCOME) #izmiremniyet #izmirpolis #turkcellizmir #turkcell #basbakanlık #cumhurbaskanlıgı #polis #emniyet #izmirturkcellbelgin #emniyetgenelmudurlugu #tbmm #tobb #rifathisarciklioglu
Efendim birşey daha ögrendim ben burya 600 mb geçici dosyam oldu silemiyorum yazınca beyefendiye dönüp Buket hanımın yakındıgı geçici dosyalar sizi taciz eden orospu çocuklarının bugune kadar gönderdigi Buket Hanımın sildigi taciz mesajları iyiki silmemiş hafta içi bize gönderin akıllı telefonlarda sms mesajların isim yazmasada her halde kim göndermiş incelemeye alalım.Buket Hanım cihazını bana getirsin demişler,götürecegim.Demekki bu Türkcell izmir teknik servis çalışanı bizi 8 yıldır taciz edip,ettiren başımıza getirtmedik kalmayan Belgin isimli internetin binbirsurat oruspusu fahişe hala devam ediyor,insan düşmanına bile bu kadar orospuluk yapmaz artık iş yapamaz olduk.Netlog mesaj servisini açtım,hemen arkasından tacize başladı kapattım.Netlog’a haber verdim.Belgin cesedini köpekler sinkaf etsin yerden kazınsın kan gölünde banyo yapasın zarar verdigin kimselerin namlusu üzerine olsun.Taştan,topraktan demir ve beton yıgınlarından kazınasın.Al neyimiz varsa önüne sok üstüne otur fahişe,biz artık katlanamıyoruz bizde ne sinir ne uslup bıraktın fahise bunları bize burda yazdırıyorsun utanıyorum.Türkcell izmir’in Allah’tan,kuldan,polisten korkmayan,kuldan utanmıyan orospusu canımıza tak dedi.Taciz edip bana hesaptan sildirdigin epostaları birçok yerde kurtarma postası olarak tanımlamıştım.Meyer silmeden önce bu kurtarma postalarını degiştirmem gerekiyormuş,bilmiyordum şimdi yenisini tanımlamaya çalışıyorum.Önce benim sildigim eposta hesabını dogrulatıyor yok bu hesaplar sildirdin orospu çocugu.Yenisini tanımlıyorum.Bana biray sonra oturum açma izni verecegim diyor heryeri mezarlık yaptın ruh hastası fahişe,içine giresin.Kurşunlara kör bıçaklara,testerelere gelesin fahişe cepleride batırdın fahişe.Allah’tan birinin seni vurmasını istiyorum fahişe oku orospu Ne kötülügümüzü gördün fahişe dünya zarar verdin senin Allah’ın kitabın yokmu?.Muammer bey senin yüzünden internete çıkıp işlem yapamıyor orospu çocugu.Artık canımıza tak sedi fahişe bir insan bu kadar orospu,orospu çocugu olamaz şurda senin it’liklerini yazmaktan iş yapamıyoruz anasının tutup,babasının becerdigi kansız fahişe.Akşamdan sabaha çıkmıyasın.Amin.Buket Turkay secretaryship
Fenerbançe yine destan yazıyor Sayın.Aziz Yıldırım başkanım beyefendi başarılar efendim sizi tebrik etmiyenler sizin,bizim cümle düşmanlarımız çatlasın,batlasın her attıgınız gol olsun.Allah yardımcınız olsun amin.Kızınız buket,şimdiden tebrikler.Rakplerimiz gol’e doymuyor efendim.

28
Eki
13

29.Ekim Cumhuriyet bayraminizi kutlamak…

Saglikli,huzurlu,mutlu,başarili bizim gibi hanımefendi ve beyefendi usluplarinizin bozulmayacagı bir hafta dileriz..

Canakkale savasi ile Suriye’yi karistiranlar icin..
Genc Cumhuriyetin kurucusu sen Gazi’ye tum Gazi’lerimize rahmetle andigimiz canimiz kahraman sehitlerimize minnettariz,bu vatan sana minnettardir..

Genc Cumhuriyetin orselenenmek istenen celikten gogsunu bize tereddutsuz siper eden Kahraman ordulari bu vatan size minnettardir.Bayramin kutlu olsun..Siz varsaniz biz variz..Sizleri ilker pasam dahil istisnasiz tum mensuplarinizi bagrimiza basip kutluyoruz..Dusmanlarimizin,bolucu teroristlerin korkulu ruyasi bu kahraman ordulardan terorist cikmaz..Bu canlar,canlarimiz size feda olsun..
29.Ekim Genc Cumhuriyet bayramınızı,kutlamiyanlara “Boyun devrilsin,canin cehenneme” der..
Coşku ile kutlariz.Kongrelerinde sanki bu ulke bolunmus gibi istiklal marsimizi okumayan sanli bayragimiz yerine sari,kirmizi,yesil aybasi bezlerini sallandiran,Ataturk posterleri yerine imrali’daki alcak,kahpe,bolucu katilin posterlerini asan istiklal marsimiz yerine,kendi zirvalarini seslendiren bolucu durtmeleri,bunlari bas taci yapanlari siddetle kınıyoruz..
Ant’imizi kaldirdiniz simdi sırada ne var diye sormadan edemiyoruz..
Herseyi,gorup duyan icimizi disimizi bilen Yuce rabbimiz Allah’tan ulkemize,birlik ve dirligimize kotuluk edenlere belalardan,bela diliyoruz.

https://www.facebook.com/muammer.sezer6/
http://twitter.com/muammersezer/
http://muammersezer1.wordpress.com/
https://drive.google.com/?tab=wo&authuser=0#my-drive

Biraz ordan,burdan..
isgal altinda,basina gelmedik kalmamis bir devlet,kullerinden yeniden insa edilirken gunun kosullarina bakmadan yazarina kin kusup andimizin kaldirilmasini acik bir ifade ile Turk dusmanligi olarak aldik..
Bu ulkede yapilan istisnasiz hersey dikkat buyurunuz yasalar cercevesinde gunun kosullarina uygun yapilmistir.
Basta,agabeyleri ABD vb.ulkelerde bizimkine benzer AND okullarda okutulurken bizde slogan olarak alinmasi Suriye’de Esat kimyasalla veya degil yuzbin kisiyi oldurmus,katil derken bizde kurt,murt coluk,cocuk demeden kirkbin insanimizi katleden celikten goysunu hic tereddutsuz size bize siper eden bu kahraman askere,polise sehitler verdirmis alcak,kahpe,hain bolucu durtmeler bastaci yapilmis Guneydogudan haber akisini dolayisi ile it’liklerini sansurlenerek,perdeliyerek bu hainleri verniklemeye,sirin gostermeye tak diyince sak diye yerine getirilen bitmez tukenmez isteklerini yerine getirmek hernasil oluyorsa demokrasinin icaplari denip hap olarak bu yuce millete sunulmustur.Kuzey Afrika boydan,boya karistirilmis secimler yaklasiyor “secmen lazim” denerek kardesim denilen Esad ile bir sabah uyandigimizda papazlik olunmus karissin,multeci olarak gelsinler once vatandas,sonra secmen yapalim denmis dikkat buyurunuz besyuzbinin uzerinde multeci secmen kutuklerine iradenin hanesine kaydedilmistir.Uydulardan heryeri izleyen sizi,bizi dinleyen ABD’li Senatorun “EL-KAIDE’ye HAVA GUCU OLMAM” demesi anlamlidir.Pek kiymetli Sayin.Cumhurbaskanim simdi bunu okuyunca gulecektir “Yollar yurumekle asinmaz,bu yollari sizin icin yaptim yuruyun gayri cay,kahve,mesrubat benden” derken,bugun hayir hem yollar,hem ben asinirim denmistir.Simdi pek kiymetli Sayin.Cumhurbaskanim animsiyacaktir bizim donemimizde mitingler ve grup toplantilari tv’lerde ozet verilirken bugun tumu,tum kanallarda ayni anda verilir olmustur.Biri bana ve/veya Sayin.Demirel’e bunu yapacak olsaydi cikar “Bire deyyuslar kafaniza oraniza buraniza silahmi dayadim bunu yapiyor,bana zarar veriyorsun” derdik.Baba gulumse..Yabanci basin ve yayin organlarinda gamali hacli resimler yayinlaniyor bir Turk olarak inciniyor “Yav bunlar itfaiye orgutude yonetmis duman olmayan yerde ates olmayacagini bilmiyorlarmi” diye sormadan edemiyoruz.Turk olmak oldugumuz icin mutlu oldugumuzu ifade etmek “kafatasci” olarak alinmistir.
Yurt disinda millet izliyor,iyi bir izlenim olsun diye bayragimi yerden alip,cebine koyanlar mitinglerinde sanki namaz kilma yeri imis gibi seccade olarak kullanilmasini,uzerine kirli ayakla cikilip basilmasini ya gormemisler,yada gormezden gelmislerdir.
Ergenekon davasina verilen ismi gelinen noktayi fevkalade uzuntu icinde aldik.
Sayin.Cumhurbaskanim..
Baba.. Ozlemle ellerinizden operim,Prof.Dr.Mehmet Haberal hocanin tahliyesine kapidan baska cikan gormeyince buruk sevindik..
Suriye ile bir savasi Guneydogudan bize ulasan cirkin goruntuleri ortmek,acilim denen uygulamayi,gelismelerini milletten saklamak icin firsat olarak aldik.Bu savasi tasvip etmiyoruz.
Pkk it surulerine,Mursi denen sapiga agliyanlarin sira biz Turklere,canimiz sehitlerimize,Cin’de Cami’lerin icine kadar girilerek katledilen soydaslarimiza sira geldiginde gozyaslarinin tukendigini gormek ihalelerde odullendirmek hava savunma sistemlerimizi emanet etmek bizi fevkalade uzup,incitmistir..
Bu sekilde Cin’e Dogu Turkistan’i sil,supur nasil olsa Turk,arap degil mesaji verilmistir.
Dunya duyacak diye Peygamber efendimizin (cc) karikaturunu yaptilar diye Rasmussen’e efeleniyoruz..
Kahraman askerimin kafasina cuval geciriliyor ses yok,kinama yok gozyasi yok.
ABD’li asker,incirlikte Kuran-i kerim yakiyor,ses yok,kinama yok,gozyasi yok..
pkk it suruleri Diyarbakir ilimizde Cami yakiyor ses yok,kinama yok,gozyasi yok..
Bunlara daha bir baska tonda agir ifadelerle oksurunde bizde hakkinizi yemiyelim “helal olsun’da” diylim.
Kendi kendimize pkk it suruleri,Sapik Morsi yanlilari muslumanda,bizler Budist’miyiz diye sormadan edemiyor..
Zatialinizi ozlemle ariyoruz..
Baba..Biz Budist’miyiz..Hele bi de,bilelim..
Ozlemle ellerinizden operim..
Kirat’in sirti becerilmekten yapis,yapis dosekte..Dosek bu hain heyeti tasiyamiyan bu sebeple coken karyolada bile degil,yerdedir..
Bu mesaj ve duzeltmeleri hasta olan bir yakinimin yaninda hastaneden telefonla irticalen yazdirilmistir..
Lutfen imla hatasi aramayiniz,beni bagislayiniz..
Suallere yanit:Hicbir parti kurulus calismasinin icinde degiliz.ihtiyac duyulur,destegimizden sonra bizi,birakip kendi basina hareket etmiyecek bir lider bulursak,yerel secimler sonrasi konjoktur ve dahasi degerlendirilerek..
Babamiz beyefendinin gorusunu alir karar veririz..
Sayin.Cumhurbaskanim basta pek kiymetli zatialinizin ozlemle ellerinden oper..Gulumseyin efendim..
Ulasabildigim tum degerlerimin mubarek bayramini kutlar bizide dahil edeceginiz dualarinizin kabulunu diler..
Basari dileklerimle..
En icten;sevgi,saygi ve selamlarimi sunarim..
Lutfedip,kabul buyurun efendim. :)

Olaki firsat bulamam Cumhuriyet bayraminizi bugunden kutlarim..

Varsin desinler..

Buket Turkay secretaryship from Kadikoy-istanbul

Muammer bey’den bir gonderme amanim ne gonderme,ne gonderme!..
Ben dogdum;henuz Allahuekber diyip ismimi kulagima fisildamamislardiki o’minnacik ellerime benim sanli Turk bayragimi tutusturdular.Yav ben ninni bekliyorum,ninni yerine bizim lambali radyo istiklal marsi,Harbiye marsi,Onyil marsi,Fenerbahce marsi caliyor.O Vakitler henuz icadedilmemis,bebe bezi yok.
Beni sari,laci kundakladilar..
O alcak,kahpe,hain,bolucu durtmeler kim?..

Guldurme benii. :)
MUAMMER SEZER

Dur yolcu..
Bilmeden gelip bastigin bu topraklar,bir devrin battigi yerdir..
Egil’de kulak ver,bu sessiz yigin..
Bir vatan kalbinin attigi yerdir..
Bu issiz,golgesiz yolun sonunda..
Gordugun bu tumsek,Anadolun’da istiklal ugrunda,namus yolunda..
Can veren Mehmet’in yattigi yerdir..
Bu Tumsek koparken buyuk zelzele..
Son vatan parcasi gecerken ele..
Mehmet’in dusmani bogdugu sel’e..
Mubarek kanini Kattigi yerdir..
Dusunki,hayrolan kan,kemik,etin..
Yaptigi bu tumsek amansiz cetin..
Bir harbin sonunda butun milletin..
Hurriyet zevkini tattigi yerdir..

Dur yolcu..Dur;ozen ve dikkatle oku,okut!.
Nicin kahraman,gozbebegimiz askerine,polisine sahip cikman gerekiyor?..
Askerine,polisine,genc cumhuriyetine sahip cik.
Bugun,bayragina,askerine,polisine sahip cikmayan ulkeler,yarin istiklallerine,varsa onurlarina,bir adim daha atarsak “ic camasirlarina” sahip cikamaz.
Sonra,gelenin oynadigi,gidenin oynadigi,seni yonca tarlasi sanip oynastigi “Bak alismasis,ustunde giysi bile durmuyor leylim,ley olmus” dedikleri kimselerden olurlar.
Leylim,ley olmus olmak,alnina yazilmis DAMGALANMIS olmak istemiyorsan.
Ulkene;kanlarinla sulanmis,kandan rengini almis SANLI al bayragina,GENC CUMHURIYETINE,birlik ve dirligine,bolunmez butunlugune,LAIK duzenine,Ataturk ilkelerine,askerine polisine SAHIP cik.
icindeki,ortunmus hainlere karsi ozen ve dikkatli ol.
Care;Ataturk’un izi ve degismez ilkeleri.
Baskaca,care.
Baskaca,asker.
Baskaca,Turkiye yok.
Nemelazimcilik yapma birakiniz yapsinlar,birakiniz gecsinler (Laissez faire,laissez passer) deme.
incinmek istemiyorsan incitme.

Ben dogdum;henuz Allahuekber diyip ismimi kulagima fisildamamislardiki o’minnacik ellerime benim sanli Turk bayragimi tutusturdular.Yav ben ninni bekliyorum,ninni yerine bizim lambali radyo istiklal marsi,Harbiye marsi,Onyil marsi,Fenerbahce marsi caliyor.O Vakitler henuz icadedilmemis,bebe bezi yok.Beni sari,laci kundakladilar..
O Bolucu,hain durtmeler kim?

Guldurme benii. :)

EEE Sevgilerimle.
MUAMMER SEZER
EFENDIM

ANDIMIZI OKUYALIM,OKUTALIM..

BENI TANIMAK..

KUTSAL MIRAS,ISIK VE ASK!

Mustafa Kemal Ataturk’un manevi kizi Sabiha Gokcen anlatiyor: “Bir gun Gazi Orman Ciftliginde dolasip hava alirken, oldukca yasli bir kadina rastladik. Ataturk attan inerek sessizce bu ihtiyar kadinin yanina sokuldu.

-Merhaba Nine,

Kadin Ata’nin yuzune bakarak hafif, urkek, mutereddit ve titrek bir sesle;

-Merhaba dedi,

-Nereden gelip nereye gidiyorsun? Kadin soyle bir duralayip,

-Neden sordun ki, dedi. Sen buralarin sabisi misin? Yoksa bekcisi mi?

Pasa gulumsedi. “-Ne sahibiyim ne de bekcisiyim nine. Bu topraklar Turk milletinin malidir. Buralarin sahibi de, bekcisi de Turk milletinin bizatihi kendisidir. Simdi nereden gelip nereye gittigini soyleyecek misin?”

Kadin basini salladi.

-Tabii soyleyecegim, ben Sincan’in koylerindenim bey, otun guc bittigi, atin gec yetistigi kurak, kavruk koylerinden birindenim. Bizim mihtar bana bilet aldi trene bindirdi, ciktim dogru Angara’ya geldim. -Muhtar nicin Ankara’ya gonderdi seni?

-Gazi Pasamizi gormem icin. Basini pek agrittim da… Benim iki oglum gavur harbinde sehit dustu. Memleketi gavurdan kurtaran kisiyi bir kez gormeden olmeyeyim diye hep dua ettim durdum. Ruyalarıma girdi Gazi Pasa… Bende gun demeyip mihtara anlatinca, o da bana bilet aliverip saldi Angara’ya, giceleyin geldimdi. Yolu neyi de bilemedigimden iste agsamdan belli boyle kendimi oradan oraya vurup duruyom bey.

-Senin Gazi Pasa’dan baska bir istegin var mi?

Kadinin birden yuzu sertlesti.

-Tovbe de bey, tovbe de! Daha ne isteyebilirim ki… O bizim vatanimizi gurtardi. Bizi dusmanin elinden gurtardi. Sehitlerimizin mezarlarini onlara cignetmedi daha ne isteyebilirim ondan? O’nun sayesinde simdi istedigimiz gibi yasiyoruz. Sunun bunun gavur dolunun kopegi olmaktan onun sayesinde kurtulmadik mi? Buralara bir defa yuzunu gormek, O’na sagol pasam! demek için dustum yollara. O’nu gormeden olursem gozlerim acık gidecek. Sen efendi bir adama benziyon, bana bir yardim ediver de Gazi Pasayi bulacagim yeri deyiver.

Ataturk’un gozleri dolu dolu olmustu, cok duygulandıgi her halinden belliydi. Bana donerek; “-Goruyorsun ya Gokcen, iste bu bizim insanimizdir… Benim koylum, benim vefali Turk anamdir bu…” Attan indim. Yasli kadinin elini tuttum

-‘Anacigim’ dedim, sen gokte aradigini yerde buldun, ruyalarini susleyen, seni buralara kadar kosturan Gazi Pasa yani Ataturk iste karsinda, yani basinda duruyor.

Koylu kadin bu sozleri duyunca saskina dondu. Elindeki degnegi yere firlatip, Ataturk’ un ellerine sarildi. Gorulecek bir manzaraydi bu. İkisi de agliyordu. iki Turk insani biri kurtarici, biri kurtarilan, ana ogul gibi sarmas dolas agliyorlardı. Yasli kadin belki on defa optu atanin ellerini. Ata da onun ellerini optu. Sonra heybesinden kucuk bir paket cikartti. icinde beze sarılmıs bir koy peyniri vardi. Bunu Ataturk’e uzatti;

-Tek inegimim sütünden kendi ellerimle yaptim Gazi Pasa, bunu sana hediye getirdim. Seversen gene yapip getiririm. Pasa hemen oracikta bezi acip peyniri yedi. Cok begendigini soyledi. Sonra birlikte koske kadar gittik. Oradakilere su emri verdi; “Bu Anamizi alin burada iki gun konuk edin. Sonra koyune goturun. Giderken de kendisine uc inek verin, benim armaganim olsun.” dedi..

BU NOKTADA BENI BAGISLAYIN ARA VERIP GOZLERIMI SILIYORUM..

ISTEYEN KAHVESINI YUDUMLUYABILIR..

Ben dogdum;henuz Allahuekber diyip ismimi kulagima fisildamamislardiki o’minnacik ellerime benim sanli Turk bayragimi tutusturdular.Yav ben ninni bekliyorum,ninni yerine bizim lambali radyo istiklal marsi,Harbiye marsi,Onyil marsi Fenerbahce marsi caliyor.O Vakitler henuz icadedilmemis,bebe bezi yok.Beni sari,laci kundakladilar..O Bolucu,hain durtmeler kim?Guldurme benii. :)

MUAMMER SEZER

EFENDIM.. :)

BUKET TURKAY

FROM KADIKOY-ISTANBUL

III

At,avrat,silah demek bu herhalde..

Fenerbahceli olmak..Kongrede Sayin.Başkani Aziz Yildirim beyefendiye tarafiz,başarılar dileriz..

Gondermek..

Sevmek..

istiklal marşimiz..

Hoşgeldiniz..

Saygilar sunariz.Buket Turkay Secretaryship from Fenerbahce (Sayin.Aziz Yildirim başkanim beyefendi ile cok yasa,her attigin gol olsun) Kadikoy-istanbul :)

Bir fatiha lutfen..

Dikkatli olmak dahasi Facebook’ta ve bloggerlerde..

iyi haftalar dileriz..





Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.